2026’nın ilk çeyreğinde Türkiye ve dünya
Haftalar sürmesine rağmen geçmişte tek başına hakim olmadığı bu bölgede Rusya ve Çin’in de desteğiyle aktif rol oynamaya başladı. Hürmüz boğazı uluslararası geçişe açık bir alan olmasına rağmen İran buradan geçecek gemilerden tek başına tonaj başı vergi talep ediyor. Dünya petrol fiyatlarının son yüzyılda ulaştığı en büyük fiyatlara sıçramasına para ve altın fiyatlarının zirve yapmasına neden oluyor. Savaşların tarihi böyledir. Savaşan ülkenin zayıf veya güçlü olması yanında bulunduğu stratejik konum, uluslararası konjonktür, güçler arası rekabet ve çelişkiler kendine özgü saflaşmalar yaratır. Bir bakarsın balkanlarda hiçbir etkisi olmayan Sırplı bir veliahttın ölümü gelmekte olan yeniden paylaşımın kapısını aralar. Günümüz de böyle değil mi, Çin’in dünya ekonomisindeki yükselen gücü eski dünyanın sermayelerini tehdit eder hale geliyor, Latin Amerika’dan Afrika kıtasına Avrupa’nın merkezinden tüm Ortadoğu ve uzak doğuda açık ara ihracat şampiyonu ve bir teknoloji devi olan Çin, ABD - Avrupa ittifakına karşı son yıllarda Rusya ve Hindistan ile geliştirdiği işbirliğiyle küresel dünyada ABD’nin Trump sonrası saldırgan politikasının da ana hedefi, ekseni durumundadır.
Tam da bu nedenledir ki, doğrudan olmasa da Amerika’nın Orta doğudaki son operasyonlarında içte ve uluslararası kamuoyunda yıpranmasında bu arka plan rol oynamaktadır. Trump’ın tutarsız politikaları ve önüne gelen her lider ve ülkeyi tehdit edip aşağılamasına rağmen, İran’da istediklerini elde edememesi, İran’ın olağan üstü askeri gücü ve savaş strateji yeteneklerinden değil, Amerika’nın Orta doğuda yıpranarak ikinci Vietnam sendromu yaşamasını isteyen Çin ve Rusya’nın ince diplomatik başarısından geliyor. İran füzelerinin nokta atışlarıyla Dubai, Arabistan petrol rafinerilerini ve önemli yaşam noktalarını vurması İran’ın değil, arkasındaki Çin ve Rusya’nın teknoloji desteğiyle olmaktadır. Amerika, Çin’in İran gibi en önemli enerji tedarikçisini yok edeyim derken, 4000 yıllık Çin uygarlığının ince diplomatik siyaseti karşısında daha şimdiden tökezlemeye başladı. Nereye el atsa elinde kalıyor, Avrupa ile çelişkileri her gün daha da artarken Avrupa’yı Nato’dan ve BM’den çekilmekle tehdit ediyor. Onları zorunlu silahlanmaya, askeri harcamalarını arttırmaya teşvik ediyor, dahası tehdit ediyor. Yaratılan bölgesel bu savaşlar insan göçünü ve bu göçler sonucu Avrupa’da yabancı düşmanlığı ile ırkçılığı hortlatıyor. Sosyal devlet giderek yok oluyor, yardımlar kısılıyor. Gelirleri düşen toplum hırçınlaşıyor. Bütün bunlar olurken, Amerika Orta doğuda yıpranmaya devam ediyor, Rusya Ukrayna’daki gücünü pekiştiriyor, Çin Tayvan’ı kuşatmaya alıyor. Son yılların en büyük silah füze ve teknoloji satışlarını İran’a yapıyorlar. İran’ın füzeleri bitti denirken bir gecede yüzlerce füze eşzamanlı çevre ülkelere gönderilerek ‘ben yanarsam sizleri de yakarım, hiç biriniz güvende değilsiniz’’ mesajı veriliyor. Bütün bu kaosların ortasında Mart ayında dünyanın en önemli endüstri fuarları gerçekleştirildi, Malezya Miff, EFE Fuarları, Çin Guangzhou fuarları, Vietnam , Tayland, Endonezya da gerçekleşen fuarlarda savaşın izleri fazla hissedilmedi. Özellikle Malezya ve Çin Guangzhou fuarları gerek katılımcı gerekse de ziyaretçi açısından bir önceki yılın rekorlarını kırdı. Çin’de fuarlarda robotik teknoloji show’ları yapıldı.
Bu sayımızda 2026 yılı ilk çeyreğinde Türkiye’de sanayi sektörünün içinde bulunduğu durumla ilgili bir çalışma raporu hazırladık. Pek çok sektörden gelen yanıtlar aynı sorunları dile getiriyor. İç pazarda girdi maliyetleri sürekli artarken, işletme ve vergiler ile enerji maliyetleri satışa ve ihracat fiyatlarına yansıtılamıyor bu da işletmelerde hergün artan problemlere sürdürülemez sorunlara götürüyor. Bu durum sadece küresel durumun ülkeye yansıması olarak ele alınamaz, iç dinamiklerin etkisi dışsal dinamiklerden baskın durumda ve bunda şüphesiz pek çok unsurun etkisi var.
Nesip Uzun/Mayıs 2026










