Sanayi devriminden, karanlık fabrikalara geçiş ve dijital dönüşüm
Sanayi devrimi kendisiyle birlikte kentlerde yeni bir üretici sınıf olan işçi sınıfı (proletarya)’yı da ortaya çıkarmıştır. Hemen ardından ise Avrupa başta olmak üzere kapitalizmin liberal ekonomik sistemleri ticari hayata egemen olmuştur. Bu durum Ekonomi’den üretim ve siyasete kadar pek çok olguyu da gündeme getirmiş toplumların siyasal yapılarında köklü ve sosyal değişimlere neden olmuştur.
Kapitalizmin makineleşmeye dayalı üretime geçişiyle birlikte üretimin şekli ve üretim kapasitesi de artmış, üretim iç pazar talebinden sınır ötesi pazarlara doğru evrilmiştir. Sanayi Devrimi’nin en açık özelliği makineleşme ile birlikte üretimin yoğunlaşması , üretimin çapında görülen büyük artış idi. Daha fazla mekanik güç, daha fazla hammadde, daha fazla üretilmiş mal, daha fazla atık, daha fazla ulaştırma, sanayi ve ticaret süreçlerini izleyecek üretimin her alanında daha fazla kadro, malları satın alacak daha fazla tüketici ile bu malları satacak daha çok satıcı ve büyük sermayesi olan, daha çok insan çalıştıran daha büyük firmalar hızla ortaya çıktı. El işçiliği ve eski basit üretim biçimlerinin yerini, daha ucuz ve aynı zamanda daha kaliteli mallarıyla atölyeler ve fabrikaların üretimi aldı.
Günümüzde 4. Sanayi Devrimi olarak adlandırdığımız yeni dönem; makine ve robotların birbirleriyle iletişim kurduğu, dünyanın herhangi bir noktasından uzaktan kontrol edilebildiği, yapay zekâ, üç ve daha derin boyutlu yazıcılar, sanayiden tıp sektörüne kadar gelişmiş robotik teknoloji, internet, sürücüsüz arabalar, dron teknolojisi, giyilebilir teknolojik ürünler, nesnelerin interneti yeni mikro dronelar ve insansız savaş araçlarıyla yeni egemenlik sistemlerinin ortaya çıkması, gibi ilk üç sanayi devriminin yapısını tamamen değiştirecek yeni buluşları kapsıyor. Şimdi konuşulan ise dijital çağ dediğimiz, 5. Sanayi devrimi geleceği belirleyecek.
Sanayideki gelişmeleri ele alırsak, gelinen noktada bir fabrika düşünün ki içerde aydınlatma, ısıtma, soğutma ve havalandırmanız gerekmiyor. İçinde çalışan robot işçiler yorulmuyor, yemek yemiyor, uyumuyor, işe geç kalmıyor, mola vermiyor, grev yapmıyor, zam istemiyor, sendika istemiyor. Hastane, tazminat masrafları yok. Ücret vermiyorsunuz, birbirlerini tamir ediyor, kendi servislerini veriyor, sorun yaşadıklarında anında sensörler size veri gönderiyor, sıfır hata ile yüksek kapasitede kaliteli bir üretim gerçekleşiyor. 7 /24 saat gece gündüz üretim devam ediyor.
Yapay zeka destekli cobot uygulamaları:
Üretim sürecinde yapılandırılmamış nesnelerin kutudan seçilmesi geleneksel olarak çözülmesi zor bir sorun olarak kabul edilmiştir. Ancak yapay zekâ bu durumu değiştiriyor. Örneğin Apera AI'nın '4D Vision' teknolojisini inceleyelim. Bu teknoloji, iş birliğine dayalı robotlara (cobot'lar) "insan benzeri algı" vererek mevcut durumu sorgulamakta ve özellikle kutudan parça alımı (bin picking) uygulamalarında daha hızlı ve daha etkili robot performansını mümkün kılmakta. "4D Vision", tarayıcılar ve kameralar kullanılarak "en kolay alınabilir" parçaları belirleyebilir ve robota parçaların alınması için en güvenli ve hızlı yolun ne olduğunu bildiriyor.
Tehlikeli görevlerde veya iş kazalarında yaralanma ya da ölme riski yok, tazminat, sigorta ve prim gibi ek maliyetler de yok. Bu işçilerin işverene dava açma olasılığı, emeklilik talepleri, yıllık izinleri ya da kişisel gelişimleri için hizmet içi eğitim alma ihtiyacı da yok. İşte tam da bu noktada karanlık fabrika deyimi ile karşılaşıyoruz. Karanlık fabrika, minimum veya sıfır insan müdahalesi ile üretim sağlayan, makinelerin operatöre veya gözetime ihtiyaç duymadan otomatik olarak çalışmasını hedefleyen bir üretim yöntemidir.
Karanlık fabrika yöntemi, üretim sürecinin kritik kısımlarında daha fazla otomasyona dayanır. Aynı zamanda üretim sürecinin, insanlar fabrikadan ayrıldıktan sonra da devam edebilmesi sağlanır. Bu şekilde imalatta devamlılık sağlanırken, aynı ürün kalitesinde sabit bir üretim çıktısı elde ediliyor. Karanlık üretim belirli bir proses değil, bir üretim metodolojisidir. Gerekli otomasyon sistemlerinin sağlanmasıyla birçok fabrika bu yöntemi işletmesinde uygulayabilir. Karanlık fabrika, “lights-out”, ışıksız olarak adlandırılsa da kullanılan otomasyon sistemleriyle üretimde ışıkları kapatmaktan çok daha geniş bir etkiye sahiptir. Personel kaynaklı katı ve sıvı atık oluşumunu, aydınlatma, ısıtma ve havalandırma için gereken enerji ihtiyacını, tekrarlanan ve tehlikeli görevlerde veya iş kazalarında yaralanma ya da ölüm riskini ortadan kaldırmakla beraber, insan kaynaklı üretim hataları olmadığı için ürün kalitesini artırıyor ve hatalı ürünlerden kaynaklı hammadde atıklarını minimize ediyor.3
Günümüzde en gelişmiş üretim tesislerinde, insanlardan daha fazla robotlara yer verilmeye başlanmıştır. İnsanlar daha fazla yaratıcılık ve öngörü gerektiren görevlerle uğraşırken, daha basit ve tekrarlayan görevler robotlar tarafından üstlenilmiştir. Daha fazla otomasyon ve erişilebilirlik sağlayan bu faaliyetler, “karanlık fabrika” olarak bilinen yeni bir üretim metodolojisinin merkezidir.
Bu gün otomotiv sektöründen, kimya, tıp aksesuar ve mobilya sektörüne kadar çok geniş bir yelpaze içinde dünyanın hemen her noktasındaki üretim alanlarında hızla yayılan, bu karanlık fabrika prosesleri insan gücünü yalnızca yönetim ve işlem kontrol merkezleri gibi noktalarda kullanmaktadır. Türkiye’de de bu dönüşüm sürecinin benzer şekilde işlediği görülüyor. Türkiye’de bu dönüşümün örnekleri her yıl pek çok sektörde artmaktadır. Sac metal şekillendirme ve montaj alanında üretim sağlayan robotik endüstrilerin dönüşümü de hızla gelişmektedir. Dünyada yeni üretimin vazgeçilmezi haline gelen otomasyonu, Türkiye ne kadar tanıyor ve uyguluyor? Bunun cevabı ne yazık ki pek de memnun edici değildir. Yaklaşık 1,32 trilyon dolar tutarındaki gayri safi milli hasılası ile dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmasına karşın Türkiye, 205 milyar dolar büyüklüğünde olan dünya endüstriyel otomasyon pazarında Çin’in lider olduğu listede, ilk 25 ülke içinde yer alamıyor. Gelişmiş ülkelerin gayri safi milli hasılalarının ortalama yüzde 0.5 otomasyon ila yüzde 2’si arasında değişen otomasyon pazarı, Türkiye’de 800’de 1’i düzeyinde.
Bu yeni üretim modeli olan, İnsansız üretim modeli, karanlık fabrikalarla birlikte akla ilk gelen soru elbette ortaya çıkacak işsizlik sorunu. Fabrikalarda işçilerin kol gücüne dayanan üretimden robotların yazılımlarının sürekli olarak geliştirilebilmesi için kodlama bilgisine ihtiyaç duyulan bir üretim sürecine geçiliyor. Ancak mimariden üretime kadar yazılım ve kodlama da yine yapay zeka programları olan, Chat GPT, Aviart , Python, Matlab, Java, tarafından kişisel ihtiyaçlara kadar geliştirilmiş uygulamalar gerçekleşiyor. Evinize bir üç boyutlu yazıcı alarak her türlü modellemeler yapabiliyor, evinizde kırılmış bir alet veya makine parçasını istediğiniz malzemeden imal edebiliyorsunuz. İleri bir senaryoda üretimindeki robotların bakım ve onarımı ile yazılımlarının iyileştirilmesi gibi aşamalarda yine kendi kendilerini tamir etmeleri de olasıdır. Robot yapan robotlar artık sıradan bir eylem olacaktır.
Tüm sanayi devrimlerinde olduğu gibi 4.Sanayi Devrimi sonrasında da işgücünde bir dönüşüm olacağı açık. Gelişen teknoloji ve üretimde sağlanan verimlilik artışı her sanayi devriminde olduğu gibi işgücü tarafından bir bakıma endişeyle karşılanmış ancak her seferinde yok olan meslekler kadar, ortaya çıkan yeni meslekler ve iş kolları işsizliğin korkulan boyutlara ulaşmasına engel olmuştur. Eskiden inşaat ve ziraat mühendislikleri rağbet görürken şimdilerde teknoloji mühendisliği, elektronik mühendisliği, kodlama, yazılım uzmanlığı gibi meslekler gündem olmuştur.
Ama bu kez durum başka, Bu nedenle ortaya çıkan Endüstri 5.0 tümüyle bu alanlara yoğunlaşarak, STK’lar ve düşünce kuruluşları, akademik çevreler kanalıyla elde edilen muazzam artı değer ve ulaşılan üretimin boyutları düşünüldüğünde üretim dışı kalan milyonlarca insanın yaşam sorunlarına çözüm konusunda, felsefi ve yasal dönüşüm projeleri gerçekleştirmektedir. Sanayide gerçekleşen bu yeni durumlara uygun eğitimde de bunlara uygun dönüşümler izlemiş, böylece yeni mesleklere uygun bireylerin yetişmesi mümkün hâle gelmiştir. Yaşanan bu deneyimler iyimser bir bakış açısı sağlasa da otomatların, robotların ve diğer yapay zekâ teknolojilerinin her geçen gün hayatımıza daha fazla girdiği bugünlerde biraz da küresel ekonomik yavaşlama neticesinde işgücü talebi oldukça azalacak, bu da arz talep dengesinde kaçınılmaz sonuçlara neden olacaktır. Yeni teknolojilere adaptasyon sanayi üniversite işbirlikleri ve eğitimin modernizasyonuyla gerçekleşebilecektir. Bu vesileyle işbirlikleri ne kadar güçlü olursa insanların işsiz kalma riskleri de o kadar düşük olacaktır. Temel eğitimde kod yazmanın öğretilmeye başlanması gelecekte ihtiyaç duyulacak insan gücünün yetiştirilmesini amaçlıyor. Gelecekte üretim karanlık fabrikalarda robotlar tarafından gerçekleştirilirken üretim süreçlerine ait planlama, kalite kontrol, makinelerin bakım ve onarımı ile robotların yazılımının geliştirilmesi gibi konularda insanlara duyulan ihtiyaç devam edecek gibi görünüyor. Eğitimli insan gücüne ihtiyaç duyulacak alanlar: Acil ve rutin bakım, kalite kontrol, sistem kurulumu, sistemin yeniden yapılandırılması ve yükseltilmesi, iç sistemlerin yönetimi, elektrik ve sıhhi tesisat, iletişim, üretim ve işleme sistemlerinin izlenmesi, üretim planlaması ve koordinasyonu, yeni ürün üretiminin uygulaması ve yönetim olabilir.
Karanlık fabrikaların ilk öne çıkan dezavantajlarından biri işsizlik veya bir başka deyişle eğitimli insan gücüne olan ihtiyacın artması. Çünkü gelecekte üretim robotlar tarafından gerçekleştirileceği için insan gücüne duyulan ihtiyaç azalacak. Böylece üretimde niteliksiz işçiye olan ihtiyaç da ortadan kalkacak. Bu durum üretimin gerçekleştirildiği karanlık fabrikalarda çalışanları zor durumda bırakacak gibi görünüyor çünkü yapay zekânın gelişimi ile kendi kendilerini kodlayabilen ve tasarlayabilen robotlar yakın zamanda daha da gelişerek üretimi tamamen devralabilecekler.
Endüstri 4.0 ile ekonominin geleceği
Endüstri 4.0’ ile üretim endüstrisinde oluşan büyük dönüşümler akıllı fabrikalarla, üretim süreçlerinin artan karmaşıklığını ve dinamik, hızla değişen koşullarla işletmelerde ortaya çıkan sorunları çözecek esnek ve uyarlanabilir üretim süreçleri sağlayan bir üretim sistemidir. Akıllı fabrikaların temel amacı, daha etkili tedarikçi yönetimi, düşük fire ve en az hata oranına sahip daha kaliteli ürünlerin üretilmesidir. Üretimde maliyetlerin düşmesi, kusurlu ürün miktarının azalması, enerjide tüketimin azalması yoluyla çevre kirliliğinin de azalması ve verimliliğin artması karanlık fabrikaların olumlu yanları arasında sayılabilir. Ancak yine de işsizlik büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Yerini makinelere kaptıran mesleklerde çalışan insanların gerekli eğitimlerden geçerek daha vasıflı işlere transfer olması gerekecek. Makineler üretimle uğraşırken insanların kendilerini geliştirmeye ve eğitime ayıracak daha fazla vakti olacak. Ancak yine de işe ihtiyacı olan insan sayısının, insana ihtiyaç duyulan iş sayısına kıyasla çok daha yüksek olması da mümkün.
Üretimde teknolojinin çok hızlı uygulandığı çağımızda gerek gelişmiş toplumlarda gerekse de üçüncü dünya ülkeleri ve geri ülkelerde vasıflı ve eğitimli işgücü vasıfsız ve eğitimsiz işgücünün yüzde 5’i bile değil. Bu durumda bu yüzde 95l’ik vasıfsız işgücünün bu yeni dünya düzeninde pek de şansı görülmüyor. Bugüne kadar geleneksel ekonomilerin deneyimlediği işsizlik oranları bu süreçte bir hayli yukarı tırmanabilir. İşsizlik oranlarının yükselmesi, artan verimlilikle birlikte üretilen bir yığın malın yalnızca toplumun belirli vasıflara sahip olan ve çalışan işgücü tarafından talep edilmesine yol açarak, üretim fazlalığı ya da tüketim azlığı nedeniyle ekonomiler üzerinde tersten olumsuz etkiler yaratabilir, ki bu da toplumda gelir eşitsizliğinin artmasına yol açacaktır. Olumsuz beklentiler genellikle eğitim , iş alanları ve işsizlik üzerinde yoğunlaşırken olumlu beklentilerin yaygın etkileri de oldukça fazladır.
4.Endüstri Devrimi, ve dijital teknolojinin üretime ve topluma olumlu etkileri.
Ağır sanayi kollarında yeraltı maden çalışmalarında ve deniz dibi araştırma petrokimya sanayinde İnsanların fiziksel gücünü aşan ağırlıkların makineler tarafından taşınması, zehirli gazların ortaya çıkabildiği tehlikeli üretim süreçlerinde makinelerin yer alması, iş kazaları nedeniyle hayatını kaybeden ya da yaralanan işçilerin olmaması, insanların daha az çalışma saati ile daha çok boş zaman ortaya çıkması sayesinde kendilerini geliştirmeye odaklanabilmeleri gibi çok sayıda faydalarından söz edebiliriz. Ayrıca elde edilmesi zor olan enerji tüketimi ve robotlar eliyle işgücünden sağlanan tasarruf sayesinde maliyetin azalması ile daha etkin ve verimli gerçekleşen üretim, fiyatların da düşmesine yol açabilir. Üretimin 24 saat boyunca gerçekleşebilecek olması ve nispeten hızlanması karanlık fabrikada üretim yapan şirketlere büyük bir rekabet avantajı sağlayacaktır.
Teknolojik değişim ve dönüşümün hız kazandığı günümüzde bu gelişimin sorumluluğu da yerine getirmelidir. En başta mesleki uyum sorunu olmak üzere sosyolojik ve psikolojik adaptasyonlar, ile ortaya çıkacak tüm değişimler ve buna istinaden yaşanacak sorunlara toplum ve bireyler hazır hale getirilmelidir. Aksi taktirde adaptasyon problemleri, piyasadaki rekabet şartlarının bozulması, büyük işsizlik sorunları, büyük göç dalgaları ve sosyolojik (eğitim, sağlık, psikolojik) problemler yaşanma ihtimali yüksek olacaktır. Sosyal eşitsizlikler, yoksulluğun önlenmesi, herkesin belirli bir eğitim ve sağlık hakkı ile donatılması, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin belirli bir ölçüde de olsa giderilmesi, işsizliğin ortadan kaldırılması gibi sosyal politikanın temel hedefleri gelişmiş batı toplumlarında dahi tam olarak sağlanamamışken, kazanılmış demokratik hak ve özgürlükler daraltılıyorken bizim gibi ülkelerde bu kazanımların çok geri olduğu gerçeğinden hareketle ülkemizde, yeni teknolojik değişim ve dönüşümlerin yaşanması sonrasında üretim modellerinin topyekûn dönüşümü hiç küçümsenmeyecek derecede bir sosyo-politik etki doğuracaktır. Bütün bunları yazarken de aklıma George Orwell’in 1984 kurgu romanı geliyor. Giderek totaliterleşen günümüz dünyasında, teknoloji ve dijital kontrol dünyasının gücünü elinde bulunduran siyasal güçler karşısında yönetilen milyonların geleceği nasıl biçimlenecek. Romandaki gibi ikinci sınıf olarak nitelendirilen bu geniş kitleler Winston Smith, gibi büyük birader hakkında olumsuz görüşlere sahip olduğunda tecrit mi yaşayacaklar, Emmanuel Goldstein’lar yaratılarak ‘sorumsuz ve düşman muhalifler’’ e karşı ‘’Nefret haftaları’’ düzenlenecek mi. Ahlak ve düşünce polisleri olacak mı? Yada bu polisler sistemin formatladığı duygudan yoksun mekanik kontrol robotları mı olacaklar. Winston Smith’in büyük okyanus dünyasında ikinci sınıf insanların her noktadan kameralarla izlendiği bir gelecek mi bizi bekliyor? Bilemem ama insanoğlu orada da mutlaka Mr. Charrington’a ait olmayan, gerçek antika dükkanları yaratarak kendi elleri ve zekalarıyla ‘Büyük Birader’e’ teslim ettikleri bu yapay dünyanın da üstesinde gelebilirler. Karl Marx’ın sınıfsız toplum öngörüsü ertesinde evrilecek insan ile makineler ve ütopik toplumun öngörülemeyen büyük güçleri, evrenin başka güçleriyle çelişkilere dönüşmesi henüz uzak görülen bir olasılık. O ki Emperyalist Kapitalizm kendini sürekli dönüştürerek bilgi toplumunu ve teknolojiyi kullanarak daha uzun süre var olmaya çalışıyor. Bugünden büyük insan popülasyonunu besleyecek kaynaklar robotlarla eliyle artsa ve yoğunlaşmış üretim eliyle ihtiyaçları karşılasa da sistem bölgesel savaşlardan büyük genel egemenlik savaşları, biyolojik kırımlar ve özellikle gelişmemiş toplumların kaynaklarını tüketerek yok etmeye çalışıyor. Dünyanın yeniden dizayn edildiği son yüzyılda, insanoğlunu pek de iyi bir gelecek beklemiyor.
Nesip Uzun / Eylül 2025 – Mobilya dergisi










