Sektör buluşmaları: Hilmi UYTUN Zoom söyleşi

Mobilya Dekorasyon Dergisi - Mobilya Dekorasyon - Dergi - Yayın - İletişim - Dergi





Sektör buluşmaları: Hilmi UYTUN Zoom söyleşi

15-07-2020
Sektör buluşmaları: Hilmi UYTUN Zoom söyleşi
Mobilya dergisi tarafından ilki düzenlenen Mobilya Sektör buluşmaları söyleşimizin ilkini Hafele İcra kurulu başkanı Hilmi UYTUN ile yaptık. Oldukça önemli başlıkların ele alındığı ve global bir firma olan Hafele’nin deneyimlerini paylaşmak adına söyleşimizi mobilya dergisi okurlarıyla da paylaşıyoruz.

Nesip UZUN:Pandemi sürecini  Hafele olarak sizler nasıl yönettiniz? Neler yaptınız diye başlamak istiyoruz. sizden deneyimleyerekte bu yeni  normal süreç sizce nasıl bir geçiş olacak

Hilmi UYTUN:Covid-19  daha önce hiç birimizin bilmediği bir durumla bizleri karşı karşıya getirdi.  Altı ay önce dünyadaki  milyarlarca insan eve girecek, evde kalacak desek aklım almaz,   böyle bir disiplin sağlanamaz derdik. Ancak oldu.Tabi sağlıkla ilgili bir endişe olduğu için ciddi bir süreçteyiz. Burada ne oldu önemli olan böyle bir kaygının insan evladına onun etkisi konuşmak lazım aynı samanda ülkemiz ve dünya ekonomisine ekonomik etkisi ne oldu, bunları konuşmak lazım. Dünyada gelişmiş ekonomilerin çok büyük bir bölümünde çalışanların %70 oranında istihdamı hizmet sektöründedir, bu ne demek oluyor? tabi o zaman Turizm, Restaurant, Cafe bunlar o kadar büyük bir istihdam sağlıyorki üretim otomasyonlardan dolayı gittikçe az nüfusu besler hale geldi. Çalışan nüfusun büyük kısmı hep hizmet sektöründedir. Pandemi sonucu  alınan önlemler paralelinde sokağa çıkma yasağı ve sokağa çıkma engeli olduğundan bu durumdan ilk etapta  hizmet sektörü etkilendi. Burda çalışanlar ya işini kaybetti,yada kaybetbeyle ilgili çok yoğun bir endişe duydu,  halada duyuyor. Haziran ortasındayız ve Halen daha uçakların %20’si doluyor. Dolayısıyla burada çalışanlar hemen hemen her giderlerini tüketimini erteledi,erteliyolar.  Ertelemeye de devam edecekler. Bu belirli bir süre kalıcı olacaktır, ekonomi bilimi yarınki beklentiyle çok alakalıdır. Eğer  yarından  umutluysanız bugün daha çok harcarsınız, yarın ile ilgili kaygılıysanız o zaman bugünkü harcamalarınızı erteler ve acil değilse de iptal edersiniz. Şimdi nüfusun kalabalık bölümleri kaygılandığı için bu defa üretim siparişleri düştü ve artık bir döngüye girdi. Şimdi hep beraber bu döngünün terse doğru hızla çıkacağı günleri yaşayacağız. Hepimizin bildiği bir şey var bu süreç yavaş olacak ama İnsanların kaygısı bir anda yok olmaz, aşı bulunursa parantez içinde bir çözüm olur. aşı yani ilacı bulunmaz ise insanlar sağlığını korumakla ilgili kendini eve kapamaya ve gelecek endişesinden doğruda hizmet sektöründe çalışanlardan tetiklenen bir talep küçülmesi  talep gerilemesi yaşayacağız.

 Konuya kendi sektörümüz açısından bakarsak, Hafele ne yapar,  mobilya sektörü ne yapar? Mobilya sektörü Türkiye’de de Dünyada da görece olarak avantajlı. Çünkü evde kal, evde oku, evde otur, evde çalış kavramları evi sorgulamamıza neden oldu.  Türkiye’de özellikle Türk kültürü, ortak inançlar mobilyayı kolay kolay yenilemez. Batıda mobilya yenileme trendleri 4-5 yılken ülkemizde bu süre bazı bölgelerde 15-20 yıla kadar çıkar.  Yurdum insanı,üzerine halı örter bir şey örter yine kullanır. Şimdi ise bu değişiyor, insanlar çok yoğun bir şekilde mutfaklarını, banyolarını, gardroplarını,vestiyerlerini değiştirmeye başladı ve ortaya bir yenileme pazarı çıktı. Bu muhtemelen artarak devam edecek., ertelenmiş bir talep var,  birkaç ayda yeni eve taşınmak mümkün değil, herkes eski evinde kaldı,Türkiye’deki genç nüfus hala aynı.  Dolayısıyla da Mobilya Sektörü olarak biz bence avantajlı bir yerdeyiz

Gelelim Hafele ne yaptıya:  Biz ilk on gün, önce konuyu masaya yatırıp durum analizi yaparak konuyu çok iyi anlamaya çalıştık, ilk kez karşımıza çıkan bu pandemi  nedir,nasıl birşey olacak,  olası etkileri ne olur?  Daha önce hiç böyle bir durumla karşılaşmadığımız için   bize etkisinin de ne olacağını bilemiyoruz. Üst yönetim özellikle uluslar arası danışman şirketlerin raporlarını tekrar tekrar okuduk,  ordaki ortak öngörüyü bulmaya çalıştık ve ondan sonra bu bizim sektörümüz için ne demek onu anlamaya çalıştık.  Sonrada şirketimiz ne yapmalı ve  anlamaya çalıştık.  Bir kriz masası oluşturduk, kriz masasında bu krizi nasıl karşılayacağız,  şirket olarak ne yapacağız, kendi çalışanlarımız   başımızın tacı olduğundan önce onları nasıl koruyacağız bunları konuştuk. 4 gün gibi bir sürede planlamayı,uygulamaya çevirebildik ve çalışanlarımızı beyaz yakalıların nerdeyse tamamını evden çalışabilir hale getirdik. Verimlilikle ilgili bir sorun da yaşamadı,  tam tersi çalışanlar kendilerini emniyete almamızdan gelen güven duygusuyla işlerine dört elle sarıldılar. Depoyu hiç kapatmadık devamlı sektöre hizmet vermeye devam ettik, bazan çok küçük gecikmeler yaşatabildik tabi tam personel  çalışamadığımız için depoda  bunlar biraz yaşansa da hizmeti sürekli tutabildik. Kriz masasında da oluşturduğumuz ve anladığımız şey;  tamam bu öyle bir yeni dünya ki hijyenin  ve hijyen ihtiyacının artması sektörde bir farklılık oluşturdu.  burada olası hangi ürünlerin en hızlı şekilde proğrama alınması lazım, onları analiz ettik.  O zamanda tabi ortak temas noktası olan ürünler ortaya çıktı. Ofislere geri dönüldüğünde ortak kullanılan kapıların üzerindeki aynı kapıyı kullanacak kişilerde tabi bir ortak temas var. Kapı kolları ortak mobilya kulpları,banyolardaki  armatürlerin muslukların fotoselli ,sabunluğun fotoselliye dönmesi ,ortak kapıların el değmeden çalışabilmesi,elleyerek çalışıyorsa bunların antimikrobiyel olabilmesi gibi, Hafele antimikrobiyel ürün proğramını geliştirdik bunla alakalı şimdi çok büyük bir Pazar var, daha önce Restaurantlarda çok küçük olan bu fotoselli ürünler  şimdi artık çok büyük bir Pazar olacak. Daha önceden %1-2 civarında kullananlar şimdi %100 kullanacak neden çünkü kimse Restaurant’ta  musluğa el değmeyi  tercih etmeyecektir. Oteller ve hastahaneler ve ofisler antimikrobiyel kapı kolları tercih edecekler. çünkü olası hastalığın yeni bir hastalıkta gelemez de diyemiyoruz  virüsün şirket çalışanlarından birbirine bulaşması, şirketin yaşamsalığını da tehdit edip tehlikeye atıyor. Günümüz iş dünyası öyle profesyonel bir hal aldı ki,  satın almada çalışan biri ürün üretiminde çalışamaz, ürün üretiminde çalışan birisi muhasebede çalışamaz yani hepsini bilmek lazım bu iş öyle branş bilgisi olamadan yapılamaz halde.  Dolayısıyla da   çalışanlarımızı korumak için çok daha yüksek bütçeler kullanacağız ve bununla da ilgili biz şirketimizi hazırladık.  Şimdi de bayii ağımız üzerinden bunları satışa başlıyoruz.

Nesip UZUN : Sevgili Hilmi bey Pandemi  sonrası bir yandan maliyetlerde ciddi bir artış, öte yandan tüketici tarafından baktığımızda da gelirlerinde belli bir düşüş yaşanacak görünen o ki … haliyle alım gücü düşecek. Sizce  bu durum piyasayı nasıl etkileyecek? işletmeler bu sürece hazırlarmı? Doğadaki doğal seleksiyon işletmelerde de yaşanacak mı? Sürecin etkileyeceği bir   kriz dalgası görüyormusunuz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye de işletmelerin %80’ninin küçük ve orta işletmeler olduğunu düşünürsek ve bunların bu sürece dayanabilme şanslarınında çok fazla görülmediği,  sermaye birikimlerinin ve işletme sermayelerinin  zayıf olup bir bir buçuk yıl dayanma güçlerinin olmadığı, Türkiye gibi küçük işletmeler cumhuriyetinde bu süreci biz nasıl yöneteceğiz, işletmeler tek başlarına destek olmadan devletin desteği olmadan yada belli bir dayanışma olmadan bu süreci  nasıl atlatacaklar?

Hilmi UYTUN: Sevgili Dostlar biraz gerçekçi olmak lazım, gerçekçi olmakla ümitsizliği karıştırmamak lazım,olumlu olmakla,  plan yapmamayı, hazırlık yapmamayı  karıştırmamak lazım. Genelde katıldığım toplantılarda basından buna benzer sorular geliyor. Doğası gereği tabi ki insan ümitlenmek istiyor,  ümidini kaybetmek istemiyor,  kaybetmemeliyiz de , inancımızı da kaybetmemeliyiz.   Olumlu olmak ve hazırlık yapmakta doğru bir şey,   hazırlık yapmadığınız zaman karşınıza gelmiş bir vakayı aynı gün çözemezsiniz. Çok büyük bir talep düşmesinin yanında getirdiği bir nakit akış sorunu da oluşur. Nakit akım tablosu mali işler yönetimi olan şirketlerde bile zar zor elde edilen bir şey.   Nakiti çok iyi yönetmek nakite saygılı olmak,  paraya saygılı olmak kavramsal olarak konuşulduğunda şirketlerde çalışanların bunu tam anlamadığını ben görüyorum ve gözlemliyorum. Ne demek nakite saygılı olmak yada nakit akım tablosu ne demek. Nakit akışı yönetemezseniz şirketinizi batırırsınız.  Nasıl batırırsınız, ama şu anda isteseniz de Türkiye’de bir şirket batıramazsınız. Çünkü zaten icra haciz yok,  bankalar kredileri geri çağırmıyor, devlet vergi almazsa da oluyor.  Dolayısıyla Elektrik ve Doğalgazı da kimse kesmiyor ,haliyle şuan batmak diye bir şey yok. Ancak elinizdeki sınırlı nakitle daha uzun süre şirketinizi nasıl idame edersiniz, birde çok büyük alacakları olanlar çok büyük kurumlardan hava yolları vs ile çalışan şirketler bu tahsilatlarını yapamayınca zincirleme tüm alt tedarikçilerini etkiler.   Böyle olunca alacağını alamayan borcunu nasıl öder?  O yüzdende nakite ekstra önem vermek nakit akışını yönetmek lazım. Burada küçük ve orta ölçekli işletmelerde ,büyüklerde de esasında  orda belki durumlar biraz daha hassas. kredibiliteyi yüksek tutmak. Pazar kredibilitesine çok önem vermek, banka kredilerini  olabildiğince limitleri yüksek  tutmak ve krizde olası finasman ihtiyacını,  olası en düşük maliyetlerle karşılayarak şirketi ileriye canlı götürmek lazım.   artık bu tüm dünyada herkesin anladığı bir şey,  bu bir yaşam savaşı yani şirketi yaşatmamız lazım dolayısıyla da pazarın küçüldüğü bir yerde katma değer yaratıyormusunuz ? müşteri neden siz tercih edilecek,  bir diğeri de malınızı ürününüzü neden tercih edecekler ve belki daha da önemlisi  bunu yaparken siz arkadaki finansmanı nasıl yöneteceksiniz, satış vadeleriniz ve tahsilat vadeleriniz bunlar arasında bir denge varmı? Bunu hangi raporlarla algılıyorsunuz,  dolayısıyla burada ölçüm tekniği çok önemli.  Önümüzdeki ay nakit girişiniz ve çıkışınız kaç lira  olacak.  Evdeki hesap çarşıya uymazsa B planı C planı D planınız hazırmı? Ay sonunda  100 lira nakit gelecek diye varsaydığınızda,  olurda 50 gelirse 20 gelirse ne yapacaksınız?   Kendi giderlerinizi nasıl yöneteceksiniz ve bunu kaç ay yöneteceksiniz ve burada A-B-C-D planı yeterli değilse E-F-G planları devam ettirmeniz lazım. Çünkü piyasalar eski normale yaklaşmadan tüm bunları öngörmekte çok zor.

Nesip Uzun : Tamda burada bir sorum olacak,  şimdi hazırdan yemek çok kolay ve rahat herhalde yaklaşık 3-4 aydır işletmelerimiz vergilerini ötelediler devletimizde Eylül ayına kadar bu vergileri öteledi, henüz daha üretime de yeni yeni ısınmaya başladığımız,  işletmelerin artık eski normale geçmeye çalıştıkları bir döneme gireceğiz  ama biryandan da bu vergiler üst üste geliyor ve artıyor. Eylül ayına kadar oldukça ciddi bir süreç yaşayacağız. Hükümetimiz böyle bir karar aldı ve dünyada birçok Ülkede de hükümetler buna benzer kararlar alıyor.  Şimdi siz hem firma yönetim kurulu başkanı, aynı zamanda da Hisiadı’n kurucu üyesisiniz bu dernekte sizin en azından yüzlerce meslektaşlarınız var,  aynı problemleri bunlarda yaşıyorlar, günü geldiğinde bu birikmiş ödemeleri yapmakta zorlanacakmıyız, bunların taksitlendirilmesi yada bu yükü bir şekilde ötelemek adına neler yapılabilir ve bunlar işletme sermayelerini ve firmaların sermaye birikimlerini ne denli etkiler?

Hilmi Uytun : Dostlar burada en kıymetli şey bence ölçülebilirlikte yani ölçülebilirliği somutlaştıralım kavramsal kalmasın. Her gün ve her hafta aldığımız rapor nasıldır, bu raporları netleştirip önümüzdeki  üç dört aylık kar ve nakit akış tablolarını görebilmeliyiz. Türkiyede en önemli gelişim alanı ölçülebilirlikte muhasebe cari alacaklar ve cari borçları  gösteren bir bölüm olamalı ,finansal analiz yapabilmelidir. Şirketin aylık karı yada zararı net bilinmeli, yaklaşık bildiğiniz zaman verdiğiniz kararların sağlıklılığı şansı muhtaçtır.  Üretim muhasebesi, maliyet muhasebesi bilmek lazım, ben çoğu zaman girdiğim fabrikalarda bir çok duran makine gördüm, şimdi işçiyi mi çalıştıracaksınız makinayı mı? Günümüz dünyası işçi çalıştırmakla yeterli değil  makinayı çalıştırmanız lazım. Halbuki girdiğimizde devamlı bir çok makinanın durduğunu görürüz, bu bir bilinç bu bir bilgidir.  Bilince her şey kolay ama  bilmezseniz iş daha zor oluyor. Soruya bu bağlamda bu kapsamda cevap vermeye çalışırsam,  İşletmeci aylık karını ve zararını, önümüzdeki üç dört  aylık akışı bilmelidir.  Mesela vergide bir nakit akış ne kadar vergi ödeyeceğim ve ne zaman ödeyeceğim, ödeyemiyorsam ne yapacağım? , Nasıl bir ödeme planı yapacağım,  hangi ödeme planı ile bunları yapacağım. Vergide normal öteleme yoksa  yüksek faizi var, öteledikçe bu sefer şirketi faize boğuyorsunuz, eğer ötelemezseniz şirketin nakitini daha önce kullanırsanız bu defa faiz ödemeyim diye şirketin nakitini bitirebilirsiniz.  Şimdi en güzel örnek  fecabook yıllarca zarar etti, ancak nakit akış önemli, şirkette nakit akış biterse oyun biter, nakit akımı düzelttiğiniz en güzel senaryoda karlılığa bakıyor olmalıyız. Tabi bunu da o zaman aldığınız raporları netleştirmeniz lazım her ay şirketlerde kar zarar tablosu ve blançoyu alıp neden öyle oldu sebebi nedir, geriye dönük neyi düzeltmemiz lazım,yani şirketin kasasına imza yetkisine sahip olmanız ve aldığınız kararları doğru verebilmeniz aldığınız bilgiye bağlıdır eğer bilirseniz nakiti nasıl aldığınızı ve olası nakit akış senaryolarınıza hazırlık yapabilirseniz.

 Mobilya üretiyorsanız yada donanım aksesuar üretiyorsanız üretim verimliliğini ölçmeniz lazım.O meşhur hikaye var aslında . Toyotadaki ikinci adamı götürüyorlar Almanya  porshe.  Çok nazlı,   gitmek istemiyor en sonunda  rica minnet gidiyor.   Biri 15 saniye bir diğeri 20 Saniye kadar  kapının kenarından uzanıp bakıyor ve burası olmaz diyor, beni geri götürün.  Düşünsenize insanlar bütün gün orda çalışıyor ve adam 15 saniye kapıdan bakınca   olmaz diyor. 15 saniyede neyi gördünde olmaz diyorsunuz  derler.   Sen ne gördün de  biz  göremiyoruz?  Adam, ‘ben duran Makinaları saydım, yediden sonra da saymadım’ diyor Neden diyorlar?  ‘Makine durunca iş  çıkmaz ordan ,makinanın durmaması lazım’’ .bir makine yirmi beşe yakın sebepten durabilir bakım ihtiyacı olabilir,hammaddesi bitmiş olabilir, sigortası attığı için,  ihtiyacı olduğu için, çalışan tuvalete gittiği için, öğle yemeğine gittiği için, çay içtiği için, bir çok sebeple durabilir.Türkiyenin verimliliği öğrenmekle ilgili,üretimi öğrenme ile ilgili özellikle ölçülebilirliği öğrenmekle ilgili çabasının çok artması lazım.  Doğru finanasal analizle rher şirket için belirleyici önemdedir.   Hep kendi kendinize çalışırsanız dışarıdan biri size ses vermezse sonuçları da normal oluyor.  Dışardan bir danışman tutmak birine güvenmek ve farklı ses duymak, bence şu anda çok tavsiye edeceğim bir şey. Başka birilerini dinlemek farklı bakış açısı daha iyi olur.   

Nesip UZUN : o zaman geçmişe,   düne bakışımız ve bugün yeni olana bakışımız arasında mutlak belli ayrımlar olması gerekiyor,  siz bir iktisatçı gözü ile aynı zamanda güzel iktisadi analizler yaptınız. Bu analizler klasik işletmelerde beklide dünden bugüne olması gerekenlerdi  ne yazıkki Türkiye’de bu analizler yapılamadığı içinde çok kısa döngülü kararlar alınabiliyor. Ama öyle bir süreç yaşadık ki bu analizlerin dışında sizin de ifade ettiğiniz gibi beklide  işletmeler dışarda  belli destekler almak zorundalar.  Çünkü işletmelerimiz aslıda emek-yoğun çalışarak bir yerlere gelmişler. Ülkenin ekonomik süreçlerinin yarattığı tesadüflerlerle birşeyler kazanmış ve riskleride göze alarak belli büyüme olgunluğuna ulaşmışlar, Ancak bundan sonra klasik yönetim zihniyeti ile bu işletmelerin artık gidebilme şansları yok.  Dünyanın bu kadar çok aktif dönüşümler yaşadığı ve aynı alanda üretim yapan aktörlerin sayısının her gün daha da arttığı bir  iç ve dış pazarda,  pazarın daraldığı ve keskinleştiği bir süreçte kazan kazan usulü  çözüm ortaklıkları ve iş ortaklıkları ile dayanışmalar ve dışarıdan destekler ile  danışmanlıklar alarak bundan sonraki süreci yönetebilirler.

 

HİLMİ UYTUN = müsadenle bir şey ekleyeyim bir üretimin yani üretim yapan bir şirketi yönetmek işçiyi bütünüyle yönetmek diye bir dünya yok. Siz böyle odada oturarak işi yönetemezsiniz her bir makinayı yönetemezseniz işi yönetemezsiniz dolayısıyla bir fabrikası olan makine raporu alması lazım ve makinanın durma sebepleri nelerdi,  geçen ay kaç defa durdu, niye durdu ne önemli  gelecek ay bu daha nasıl az duracak ,Bağlantı elemanlarında Türkiye de gittikçe daha çok tedarikçiyi Hafele dünyasına onaylatmaya çalışıyoruz 4 saatte değişen kalıp şu an 6 dakikada değişiyor. İşçi çalışıyor mu* çalışıyor biri 4 saat biri 6 dakika makine durduğu zaman o zaman maliyetler çalışıyor, muhasebenin maaşı çalışıyor ama makine çalışmıyor bu konuya  bu bilgiyle bakmazsak böyle ölçmezseniz ileride rekabetçi olacağız. Türkiye’nin bir kere Çin’den ucuz olmayı aklına kalbine sığdırması lazım ve yürümeden koşamazsınız. Tasarım yapacağım, yap tabi.  Bir itirazım yok. Çin’den sipariş alacaksan Çin’den kaliteli olup, Çin’den ucuz olacaksın.  Çin de Japonya da böyle aldı bu işi.

şimdi Çin yeni Japonya olacak bizde yeni Çin olacağız nasıl olacağız? Tabi ki işletmelerin verimliliğinin gerçekten artmasıyla, yoksa sadece çok çalışarak olmaz.  verimlilik iyi çalışmve bilinçli çalışmakla olur.  Türkiye’nin bence şimdi burayı hızlıca aşması lazım, bir yandan insanlar bilgiye daha hasret daha çok okuyor.daha çok araştırıyor ve daha bilgili . Çünkü  bilgi çok önemli bir güçtür, ve hep kendinizi geçmeniz lazım.  yani Hafele’nin Hafele’yi geçmesi, Hilmi’nin Hilmi’yi geçmesi lazım bu böyle bir şey . Ben daha bilgili olursam daha iyi karar verebilirim.   Şirketi ben yönettiğime göre o zaman benim verdiğim kararların sağlıklı ve iyi olması gerekir. İşletmeyi geliştirebiliyorsanız yönetiyorsunuzdur. bizim teklif vermemizin daha kolay olması için bu iki ay evlerden bir dünya eğitim yaptık,  şimdi çok daha doğru teklifler çok daha sağlıklı teklifler veriyoruz. Ne farkediyor bir çalışanımız daha çok teklif verirse o zaman daha verimli ama bu satış işinin verimliliği müşteri doğrumu ürün doğrumu şimdi makinanın verimliliği dediğiniz zaman her bir makinanın verimliliğini yönetmezseniz çok maksadını aşar 

Nesip uzun:  Türkiye’nin rekabet şansları açısından bakarsak, özellikle mobilya ve Mobilya yan sanayinde Türkiye çok önemli bir üretim havzası içerisinde yer alıyor. Son  15 yılda da oldukça ciddi  ve rekabet edilebilir bir noktaya geldi.  Bildiğiniz gibi hükümet ithalatla ilgili yeni bazı kararlar aldı ve yaklaşık 800 ürüne yeni vergiler getirdi. Şimdi haliyle 30 Eylül’e kadar bu süreç %30 olarak devam edecek bu vergilerin oranı sonrasında da  aşağı inerek %25 ile  devam edecek. Şimdi mobilya sektöründen baktığımızda üretimini yaptığımız mobilya ürünün hemen hemen %25’e yakını ithal, yarı mamül girdilerden oluşuyor bu yonga levhalardan tutun kağıttan,makinasına  tutkalına kadar geniş bir yelpaze oluşturuyor. Türkiye bunları üretebilir mi? Üretebilir belki ama bazen de üretemez çünkü biz emprenye kağıt üretemiyoruz, gidiyoruz yurtdışında desen seçiyoruz ya Alman’a ya Uzak Doğu’daki firmalara yaptırıyoruz.Bunlar için çok büyük yatırımlar gereken yatırımlar. Şu an için karar verilse bile bu fabrikaların kurulması yılları alacak bir süreç. Demek ki biz halen  belli ürün gamlarında ithalata bağlı durumdayız. Peki siz %30 vergi ödeyerek aldığınız  bir ürünü kendi cebinizden zam yapmadan bunu satabilecekmisiniz? Bunun ürüne yansıması koşullarında rekabet şansımız ne olacak? Siz hem bir itahalatçı hem bir üretici olarak ne diyosunuz bu konuda?

Hilmi Uytun: Şimdi isterseniz buna biraz uzun bakalım.. Karışık,iç içe geçmiş işler var.Özellikle dış ticaret dünyanın küreselliği göz önüne alındığında hepimiz bu ülkenin çocuğuyuz.Bu ülkenin menfaati hepimizin başının tacı.Şimdi ama bu menfaat nerede,ne demek?

Nesip Uzun: Tabi ki bu karar yerli üreticiyi koruma adı altında alınırken mutlaka öyledir yerli üreticiyi koruma adıyla alınıyor ancak yerli üreticimizin de alt grupta  ihthal girdiler dediğimiz tedarikçi malzemeleri var. Bunlar  bütünselleştirilmiş durumda değil mi?

Hilmi Uytun: Buna ayrı bir bağlamda gelelim  isterseniz. Şimdi önce en yukardan baktığımızda ki bence bakmak lazım   biz ülkemizin menfaatini ithalatı azaltarak mı sağlayacağız ihracatı arttırarak mı? Bir tanesini seçeceğiz. Peki nasıl  olacak bu? Şimdi ithalatı azaltmak mümkünse ve yapılabilirse belirli ölçüde yardımcı olur. Mesela zamanında bu arabalar korumadaydı Türkiye’de. Özal zamanında hükümet yeter artık dedi bu böyle  olmaz arabayı açarken kırılırdı hep pencerenin kolu.Ürün kaliteleri çok düşüktü arabada. Halbuki sonra bu ürünler dünya rekabetine açıldı ve Türkiye’ye  o zaman ithal bir dünya araba girdi.  Türkiye otomotiv sanayi o günden bugüne baktığımızda ülkenin rekabetçi bütün dünyaya malzeme satan bir endüstirisi oldu.

Türkiyenin mevcut kapasitelerine baktığımızda,  Türkiye’deki yatırımcıda gerçekten mükemmel bir iştah var. Türkiye fabrikalar cenneti ve Türkiye’nin üretmediği hiçbir şey yok. Sık sık da söylüyorum her fırsatta yarının Çin’i Türkiye. Bu ne demek? Üretim birincisi Türkiye.Türkiye’nin üretmediği hiçbir şey yok. Ama yine de  her şeyi üretemezsiniz.Fizibıl de olmaz. Bu dünya genelinde de böyledir. Her şeyi üretmeye kalkarsanız verimli de olamazsınız.Dikkatiniz de dağılır. Önemli olan rekabetçiliği verimliliği korumak.  

 

 

Bu da en başta bilgi ile olur. Korumacılık bütün dünyada örnekleri de çoktur. Gene rehaveti arttırır. Şimdi Uzak Doğu malını ya da Hindistan malını,Meksika malını Türkiye’ye sokmazsanız siz yarın Meksika’ya ya da Çin’e ya da Hindistan’a satmaya gittiğinizde onlar sizi nasıl karşılayacak. Oraya bakmanız lazım. Çin ile ABD arasındaki karşılıklı gümrük vergileri kavgası bilinen bir örnek. Onların bunu unutmasına dua etmemiz lazım. Çünkü bugün bulduğunuz çözümün  yarınki sorunumuz olma ihtimali var. Yani şimdi biz Çin’in yerini alıcaz. Bu en son konan vergi Amerika’ ya da kondu.Hindistana da kondu.Çin’e de kondu. Bütün dünyaya çok büyük bir nüfusa kondu .  Çin Avrupa Birliği dışında kalıyor.Ve bir kaç ülke daha galiba. Ne farkeder? şu fark eder ihracatta biz artalım dediğimizde fark eder.  %30 dan farklı başka bir kanun maddesi diyor ki gözetim uygulandığında uygulanan ürünlerde matrahı gözetim seviyesi belirler. O zaman matrah da şu şu ürünlerin kilosu 5 dolar olması lazım. Peki arka tarafta otomasyon çoksa ve ürün yüksek adetlerde yapılıyorsa ürünlerin kilosu 2 dolara 1,5 dolara 3 dolara var. Gerçek bu , bütün dünyada bu böyle satılıyor.Ee şimdi siz vergiyi 5 dolara yükseltirseniz ürünü %30 dan hesap ettiğiniz zaman ürün 1.5 dolarsa ürün size %100 vergi geliyor. Adı 30 kendisi 100. Ne farkeder %100 sübvanse  edemezsiniz.  Biz geldiği gibi bütün farkı satış fiyatlarımıza yansıttık. Ve bu enflasyon doğurur. Bu durum bazı üreticilerin avantajını sağlarken toplam mobilyanın rekabetçiliğini etkiler. Bizim mobilyacı dezavantaja uğruyor. Dünyadan daha pahalıya donanım alıyor. Neden? Vergi yüksek. Bütün dünya ülkeleri gibi Türkiye’nin de tahsil etmesi gereken vergileri düşüyor.

Devlet vergi aldığı zamanda başka işletmeler avantaj sağlar gibi gözükse de toplam mobilya endüstirisi  belirli ölçüde.rekabetçiliği kaybediyor Peki ne yapmak lazım? Türk malının Çin malıyla rekabeti öğrenmesi şart. İthalatı düşürerek bu olmaz. Yani siz Amerika’da Çin malı yerine Türk malı satacaksınız. Nasıl satacaksınız? Git verimliliğine bak. Git o verimliliğini düzelt, ölçünü düzelt. Ve lütfen git sat. Yani bizim dernekte de aynı şeyi söylüyorum. Geçen bizim başkanla  sohbetteydik. Geçen hafta Turkcell Amerika’da kaç şirkete teklif verdi. Bu cesareti kazanmak lazım. Bütün Çinliler Amerika’ya mal satıyor. Türkler satamıyor. Bakıyorsun teklif edende yok. Yani oraya bakmak ve ihracatı arttırmak lazım. İhracat arttığı zaman Kore gibi oluruz. Çin gibi gelişiriz. Sadece iç taleple yetinmek mümkün değil, Türkiye’de  yerleşik kapasite iç talebin  zaten üstünde. Türkiye zaten bu Covid’den önce de sorun yaşıyordu. Ekonomik olarak çok refah döneminden  gelmedik ki   Covid’den öncede faiz düşmüştü 8-9. Ee şimdi ne oldu? Faiz düşsün düşsün ee düştü hadi bu sefer ters negatif faiz çıktı. Enflasyon 11 mevduat faizi 8.Bankalarda 400 milyar dolar kocaman bir para var. İthalatı azaltarak döviz ihtiyacını baskılayalım tamam ee bu defada ihracatı yarın  nasıl arttıracağızz belli değil. Halbuki Türkiye’nin donanım ve aksesuarda da ve mobilyada da çok yüksek ihracat yapabilme kapasitesi olmalı. Bence de var.

Nesip Uzun:Tam da bu noktada  Türkiye yüksek katma değerli ürünler üreterek mi bu gelirlere uygun pazarları hedeflemelidir.Yoksa Çin’in hedeflemiş olduğu fiyat rekabeti üzerinden yürüyerek benzer  bir rekabet dünyasına mı girmelidir.?

Hilmi Uytun: Kesinlikle Çin’in yerine girmelidir. Yürümeden koşamazsın. Öyle bir şey yok yok. Siz durup durup Mercedes üretemezsiniz. O bir süreçtir  .Yani firmalar, insanlar, markalar süreçler bir kaynak birikimidir, yani  şu doğru değil;  hem kaliteli hem ucuz olabilirsiniz. Ve olmalısınız da. Öbürü çok daha zor. Ben marka olcağım!....Tabi ol kimsenin bir itirazı yok. Ancak nasıl olacaksınız ? Hacme çıkmanız lazım. Hadi çıktınız ilk iş en büyük pazarlara gidip satıyor olmanız lazım.

Nesip Uzun: Bütün bunların içinde sizce tasarımın rolü nedir? Katma değerli ürünler derken hem kalite hemde ar-ge’siyle   innovatik ürünler pazara sunabilmek şüphesiz çok önemli,  ancak Çin gibi çok Uluslararası planda üreticisine devlet düzeyinde yüksek hammadde alımı yapıp kendi üreticisine bunu çok uygun şartlarda satan korkunç bir güçten bahsediyoruz. Türkiye’deki işletmelerin bununla rekabet şansları olmasa bile tarihsel rekabet süreçleri Türklere şu avantajları sağladı.Çinde artık katma değer yükseldi yaşam standartları yükseldi.10 yıl önce 75 dolar 100 dolara çalışan işçi bugün Türkiye’den daha yüksek asgari ücret alabilecek konuma geldi. Özellikle Shangay Gaungzou, Donguan gibi yerlerde yaşam standartları çok yükseldi ve bence Çine 20 yıl önceki Çin gibi bakamayız. Çin giderek tüketim toplumuna doğru gidiyor. Şimdi kendisi de tüketmeye başladı. Bu aslında bizim gibi ülkelerin rekabet şanslarını arttırdı diye düşünüyorum ve bizler onun kulvarında onun eski modülleriyle rekabet etmek yerine ar-ge’lerimizi üretim standartılarımızı ve pazarlama yeteneklerimizi geliştirerek, güçlerimizi ve finansal güçlerimizi az önce anlattığınız gibi organize ederek hedef pazarlara daha güçlü giremez miyiz?

Hilmi Uytun: Bence kesinlikle değiştirebiliriz.Türk’ün yapamayacağı hiçbir şey yok. Özgüvenimiz her gün artıyor. Bizler İha-siha’lar yapabiliyoruz yani şimdi mütevaziliği elden bırakmamak lazım ama fazlası da anlamlı değil. Bu virüs bütün dünyayı etkiledi.Türkiye nefes cihazı üretti. Hani nerde geri kalanlar. Kimse üretemedi. Yani 4-5 fabrika bir araya geldi, gümbür gümbür o solunum cihazını Türkler üretebildi. Şimdi bu Çin ile ilgili Çin’in diyelim kapı kolu yada mobilya ya da menteşe ya da aklımıza ne gelirse bir ürünü alın ürünün içindeki ham made miktarı ne satış fiyatının içinde.%50-60-70 olsun üründen ürüne otomasyona göre değişir. Hammaddeyi Çin hükümetinin toplu alması sebebiyle alabildiği indirim %3-5. Altıyı bulamazsınız. Dünya hammadde stok lideri Londra belli. Metal borsasında alıp satılıyor. O zaman %60ın %5i dediğimiz zaman %3 farketmesi lazım.  Türk malının Çin malından ucuz olabilmesi için bu koşullar var, verimlilik hariç. Verimlilikle ilgili bir konu var.Çinli %100 kapasiteyi tamamladığı için çok rekabetçi fiyat verir ve çok  rekabetçi fiyat verdiği için de %100 kapasiteyi doldurur. Çünkü %3 %10 değil Çinlinin farkı %40-%50 idi. Şu anda Türkiye’de 21 firma Çin’den daha ucuz ve karlı üretim yapabiliyor. Ve hesabı kitabı belli. Büyüyor. Ee nasıl oluyor. Oluyor, olmak zorunda da zaten. Önce bir akla kalbe sığacak. Bu bir hesap konusu.   yüksek teknoloji ürünü SİHA, İHA  satabiliyorsanız bununla ilgili sorun yok, ama ahşap vidasını Türkiye’de üretip Amerika’ya satmakta da mani bir durum olmamalı. .Satabilmeniz lazım. Siz satmazsanız Çinli satacak. Neden Almanyadakinden daha ucuz. Şimdi Avrupa’da vida üretimi neredeyse kalmadı Türkiye’de var. O zaman Türkiye’nin Almanya’ya İngiltere’ye İsviçre’ye Amerika’ya ihracat yapabilmesi lazım. Ve Çin ile rekabet edebilmesi lazım. edebiliyor da. Türkiye’de şu anda dört dörtlük pırıl pırıl fabrikalar var. Vede çok iyi ihracatları da var. Ama yön biraz yanlış. Afrika ülkelerine gidiyor.Arap ülkelerine gidiyor. Asıl Amerika’ya gitsenize. En büyük pazar orası. Ne işiniz var sizin Tunus’ta. Tunusun hepsine satsan ne kazanacaksın ki!

Nesip Uzun :Hilmi bey bu süreçte Çin’den Mobilya alımı yapan firmaların başka pazarlara kayacağı konuşuluyor, sizce sektörümüz buna hazır mı? Bu bağlamda yeni yatırım alanları ve  bu pazarlar ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Hilmi Uytun : Bence Türkiye’de çok yüksek bir Mobilya üretim kapasitesi var ve  mevcut kapasite kullanım oranı çok düşük.  O zaman bizim üretebilecek kapasitemiz var demek, bunu 2.vardiye 3.vardiye çalıştırıp buradaki işçilik ve yönetim konularını çözerseniz buda dünyanın en zor sorunu değil,  o zaman bunu aşarsınız. Çin artık yeni bir süper güç. Çin gelişmekte olan bir ülke falan değil, uydusu var Çinin, bilgisayarı var,  savaş uçağı var, Çinin her şeyi var ve Çine daha fazla sipariş vermek rakibi büyütmeye benziyor ve Amerika açık , Ayan beyan deklare ediyor. Peki Çine vermeyeceksiniz siparişi nereye vereceksiniz, Çin tabağını, Çin mobilyasını, Çin oyuncağını, Çin telefonunu, İtalyan yada Alman değiştiremezsiniz Amerikalıysanız hiper enflasyon olur. sonuçta bu ürünlerin bir alım satımı,  oluşmuş bir fiyatı var, bu fiyatlar ve bu kapasite her yerde yok, Şu anda Vietnam’ın ihracatı artıyor neden? çünkü Amerikalı firmalar Vietnam’a kaymaya çalışıyor, ancak Vietnam’ın kapasitesi belli ve Vietnam Çin’in ancak onda 1’i olabilir. Vietnam’ın sonrasında ilk kapasite Türkiye’de var.  Ben her fırsatta ve ortamlarda hep o cesareti arttırmaya çalışıyorum, lütfen git Amerika’ya sat zaten bunu alıyor ve çok modern ve medeni bir Ticaret garip pazarlıklar yok, fiyatın tutuyorsa satıyorsun ve adam seni devamlı gelip geliştirmeye çalışıyor. Türk Mobilyası, Türk Mutfağı benim bildiğim 6 firma Türkiye’den  Amerika’ya gümbür, gümbür mutfak satıyor.  Bu artarak devam edecek ve de çok büyük bir fırsat var,  dolayısıyla ümitlenmek için çok sebebimiz var, İhracatı arttırmamız lazım ve gelişmiş pazarlara satmamız lazım yani bir mutfak Türkiye’de 10 bin Lira ise Amerika’da 10 bin Dolar tutuyor, ve bizde montör makine kullanımı çok gelişti,  tasarım çok gelişti yapabiliriz ama mesela keşke imkan olsa bunu ihracat yapabilecek bir firmayı bulsak ve gelecek ay onlara kaç yere teklif verdiğini sorsak,  teklif vermezsen satamazsın, satmak için bir şey yapman lazım durduk yerde Amerikalılar seni nerden bulacak.  Yurdum insanında çok şey vardır böyle hatta Kayserili dostlarımızda bir anlayış vardır.  Satın alırken kazanmak, (kazanmak esastır iş insanısın kazanman lazım) kazanmak ne demek?  Zamanın yüzde kaçını satın almaya, kaçını satışa harcıyorsun. Şirketin liderleri satın almaya zaman harcadıkça satışa zaman kalmıyor. Lider hem şirketin önünü açan hem de kapayan olabiliyor,  Türkiye’de  olsun  günümüz dünyasında internet dünyasında olsun bu ölçek dünyasında bütün dikkatin satışta kalması lazım. Zaman kalıyorsa satın almaya zaman harcayın neden ölçek konusu hesap konusu zaten ben üretici dostlara onu anlatırım,Mobilya üretiyorsan %30 civarında sunta yada mdf senin satışlarının içinde bir yer tutar, Aksesuarda donanım her şeyi ben satsam sana Mutfakçıysan %10 Modüler Mobilyaysan %5 tutar. hafele çok pahalı 5 yada 6 olsun hadi %1 seni ne yapar. 

Git Amerika’ya mal sat gidemiyorsan da İnternetin başından kalkma, Amerikalı bul ve malını anlat, git  fabrikanın videosunu ve fotoğrafını çek ve  bu adama gelmeden geleceği yeri göster.  Sana bu mutfağı, bu karyolayı, bu kapıyı yaparım ve Çinliden daha güzelini ve daha ucuzunu yaparım

Nesip UZUN : Belkide bu süre,ç yani yaşadığımız Pandemi süreci bize yeni stratejiler yeni pazarlama taknikleri de öğretiyor çünkü biz aslında ihracata komşularımızla başlamış bir ülkeyiz hemen her alanda inşaat olsun, mobilya olsun,mobilya aksesuarları olsun Ortadoğu’da başladık. Türk Cumhuriyetlerinden Balkanlara, ordan Kuzey Afrikaya doğru bir rota izledik ve bunlar bizim ihracatımızın en büyük payını oluşturuyorlardı. İran, Irak, Suriye, Libya ,Mısır gibi ülkeler en büyük ihracat pazarlarımızdı, ancak Uluslar arası konjektürel durum bunu ne yazık ki bizim aleyhimize dönüştürdü ve bugün Türkiye’nin ihracatı eğer süreç normal şartlarda yürüseydi bu ülkelere 50-60 milyar dolarlık bir ihracatımız olacaktı. Pandemi süreci bunu negatif anlamda 2.kez etkiledi ve dünya çapındaki bütün ülkeleri etkiledi o zaman baştan konuşmuş olduğumuz yeni çalışma sistemleri ve biçimleri sizin biraz önce ifade ettiğiniz gibi pazarlara daha interaktif bir şekilde girme gibi modüller bize aslında şans tanımıyor mu?  bizler ihracatı çalakalem  düşe kalka öğrendik, işletmelerimiz çok büyük teknik personellere yada yetişmiş eğitimli insan kitlesine sahip değildi, bugün ikinci yada üçüncü jenerasyon olarak işletmelerde bulunanların babaları tıpkı sizin, Hafele’nin 90 yıl öncesinde elinde çanta ile tek tek şehirleri dolaşıp pazarlama yaptığı bir süreci bizim yerli işletmelerimiz 20-30 yıl önce aynı süreci yaşadılar.  Bugün ikinci kuşak nispeten çok daha şanslı, çünkü  yabancı dil biliyor,internet ve sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlar. Bunlar çok önemli  avantajlar, biz bunları kullanırsak belki dünya’ya iyi açılabiliriz, o zaman beklide çok ucuz ürünler değil de katma değerli daha iyi fiyatla işin hamallığını yapmadan para kazanarak yapılabilir, Pandemi süreci bize bu şansı tanımadı mı sizce ?

Hilmi Uytun : Dünyanın en büyük pazarı en çok mal alan ülke Amerikadır,  dolayısı ile en büyük ihracat pazarımızın Amerika olması lazım, neden en çok o alıyor, siz projeksiyonunuzu en büyük ve zengin pazarlara değil de  Irak’a sattığınız zaman bana göre de kafalar karışıyor iş karışıyor hele oraya açık hesap vadeli ihracat yaptığınız zaman iş hepten olmuyor.

Nesip Uzun :çalışma sistemleri de toptan dönüşmek zorunda

Hilmi Uytun : tabiî ki Medeni satın alma gücü yüksek, ödeme becerisi yüksek, laf anlayan,ve en büyük pazarlara mal satmak lazım Çin çok büyük bir pazar Çin’e teklif vermişizdemi satamamışız yada Amerika’ya teklif vermişiz de mi satamamışız deneyen yok. Türkide’de önce paradigmayı değiştirmeniz lazım,  bakış açısını değiştirmeniz lazım. Hindistan Milyar nüfus Çin milyar nüfus,  Amerika, Meksika, Brezilya biz buraya niye satamıyormuşuz? peki biz satmıyoruz da kim satıyor ve  o nasıl satıyor?

Nesip Uzun : Burdan yola çıkarak Hindistan gibi büyük bir Pazar aslında çok güzel ifade ettiniz siz Hafele olarak yıllardır Hindistan’da da çalışıyorsunuz neler söylersiniz?

Hilmi Uytun : kesinlikle katılırım Amerikayı bir daha keşfetmeye gerek yok sonuçta bir dağıtım kanalı vardır toptancılar,dağıtıcılar var bunları buluyor olmanız lazım. Tabi,    Amerika deyince her eyalette bulmanız lazım.  Amerika’nın bir eyaleti yirmi tane Irak pazarı eder eğer doğru dağıtıcıları bulursanız oda malınızı dağıtır, doğru kullanıcıyı da bulabilirsiniz oradaki büyük Mobilya fabrikasını bulursanız oda olur, günün sonunda malı nasıl dağıtacaksınız sermeye gücü yüksek prezantasyonu yüksek satıcı ve üreticileri bulursanız o zaman kolaylıkla satarsınız. Bu adam Çin’den, İtalya’dan, Almanya’dan alıyorsa Türkiye’den de alır. Fiyat kalite oranınız tuttuğunda satarsınız. Biz Memur, Müdür çocuğuyuz.   Farikası olan yoktu Türkiye’de sermaye yoktu bunlar oluşuyor ve oluştukça bize bir avantaj doğuyor ve artık babalar oğullara fabrika nasıl yönetilir bunları öğretmeye başladı. Tabi Ne kadar biliyorsa bildiği kadarını öğretiyor. Bizde şu an Otomotiv sanayi verimli Tekstil verimli Türkiye’de Havlu,çorap,penye dokuma yuvarlak örme yani Tekstil sanayi her bir alt branşında Dünya’ya kafa tutacak durumda. Hal böyle olunca, bizim özellikle gelişmiş pazarlarda ve Çini daha büyütmemek gibi masadaki  stratejiyi  herkes konuşuyor Amerika’nın Başkanı da bakanı da herkes söylüyor.  Türkiye’de Pandemi’nin getirdiği büyük bir fırsat var cesareti kafayı toplayıp Amerikası, İngilteresi, Japonyası en doğru en zengin pazarlara ürünlerimizi pazarlamamız lazım ben.  Hafele olarak kendi etki alanımızda bunu sağlıyoruz daha da yapmamız lazım daha çok Türkiye de üretilen ürünün Dünya’ya dağıtılması lazım ve ümitkar olmak lazım.

Nesip Uzun :Türkiye bu Pandemi krizi ile biraz kriz yönetimine alışıyor yada kriz yönetimini daha fazla önemsemeye başlayacak mıyız?  Risk  koşulları için özel kaynak ve Uluslar arası rekabet içi ar-ge daha da önemsenecek mi?

Hilmi Uytun : Kitaptan bir tanım verirsek her kriz bir fırsatı anlatır, krizlerde fırsat olunca, ben buradayım diye bağırmaz, farklı yerden bakmak farklı konuyu düşünmek iş yapış şeklini değiştirmekgerekiyor.  Eğer bir kutuya girdiysek o kutudan çıkmak daha zeki daha zarif daha enerjik yapılanmalar gerektirir.  Satmadığım pazar, satmadığım ürün, satmadığım şekil ,ne yapabilirim sorularını sormak lazım. Bu krizde Amerika Çin’den az almak istiyorsa o zaman Çin’den Amerika’ya satan adamı bulsam ve kardeş, Türkiye’de üretip senin müşterine Türkiye’den yüklesek olurmu?  Yada Amerika’yı araştırsam Çin’den en büyük ithalatçı kimmiş onu bulsam yada İngiltere’yi araştırsam kim en büyük Çin’den ithalat yapıyor gel kardeşim ben sana buradan bu malı vereyim,  Avrupa’ya daha yakınım desem, Çin bambaşka bir kültür gerçekten yedi içti yattı kalktı hep dert yani halbuki Türkiye çok güzel bir yer.

 

 Türk mutfağı çok güzel bizim kültürümüz çok güzel bunu Türk olduğum için demiyorum herkesin söylediği bir şey Türkiye’de misafir baş tacı evine götürür adam bırakmaz sizi yalnız,bütün satınalmacıları Türkiye ye çevirebiliriz.tabi krizde ne değişti o zaman Türk neyi değiştirecek o zaman krize uyumlu olmak lazım. Çok şey değişti, uluslar arası ilişkiler değişti, güç dengeleri değişti, Çin’in daha daha büyümesi çok istenen tercih edilen birşey değil.  Tam tersi Çin daha da büyümese iyi olur. Çinlinin elinden pazarı almak için büyük bir fırsat var, ama tabi neyi nasıl yaptığımız  bizi farklılaştırır çok kolay da değil, ama çok zorda değil bence. Bu kriz bize güzel şeyler öğretsin, akıllar versin el ele yürek yüreğe gönül gönüle bu sektörü bu Ülkeyi daha iyi yere götürelim

 

 

 

yazar

Nesip Uzun

E-bülten için e-posta bırak