Haluk Yıldız’la sektör üzerine bir söyleşi-Nesip Uzun/Mobilya Dergisi

Mobilya Dekorasyon Dergisi - Mobilya Dekorasyon - Dergi - Yayın - İletişim - Dergi





Haluk Yıldız’la sektör üzerine bir söyleşi-Nesip Uzun/Mobilya Dergisi

18-09-2020
Haluk Yıldız’la sektör üzerine bir söyleşi-Nesip Uzun/Mobilya Dergisi
Değerli okurlar, Pandemi süreci boyunca sektördeki kırılgan süreçte mobilya dergisi olarak boş durmadık, sektör duayenleri önemli meslek kuruluşlarıyla söyleşiler zoom ve istagram üzerinden canlı yayınlar yaparak gündeme yönelik fikir alışverişleri gerçekleştirdik. İzleyici sorularını konuğumuzla paylaştık. Orman ürünleri sektörünün ülkemiz ve dünya genelindeki önemli bir markası olan Kastamonu Entegreyi ve onun şahsında da firmanın bugünlere gelmesinde önemli çabaları olan Kastamonu entegre Ceo’su ve Hayat Holding ve ağaç grubu başkanı Haluk Yıldız’la süreci değerlendirdik.

 

      1992 yılından bu yana Kastamonu entegre’de görev alan Haluk Yıldız  sırasıyla MDF tesisi  yatırım müdürü fabrika müdürü Genel Müdür Yardımcısı pozisyonlarında da yıllarca görev yaptı. Sayın Yıldız 2000 yılından bu yana Kastamonu entegre Ağaç Sanayi ceo’su ve  Hayat Holding ağaç grubu başkanı olarak görev yapmaktadır. Sayın Yıldızın Genel Müdürlüğü döneminde   Kastamonu entegre yurt içi ve yurt dışında yatırım atağına geçerek 20 yılda 20 kata kadar bir büyüme yaşayarak 1.3 milyar dolarlık bir ciroya ulaşmışlardır.  Bu cironun büyük kahramanlarından biri  ekibi ile birlikte sayın Haluk Yıldız oldu. Haluk yıldız   Kastamonu entegre'nin Türkiye'deki operasyonlarının yanısıra   aynı zamanda kurumun İtalya Rusya Romanya Bulgaristan Bosna Hersek'teki iştiraklerinin sorumluluklarını da üstlenmiş durumda.   Aynı zamanda MDF ve yonga levha Sanayicileri Başkanlığı ve yanı sıra da bu yıl görevi devraldığı Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği orman ürünleri meclis Başkanlığı görevlerini yürütmektedir

 

Mobilya Dergisi:  Sayın Yıldız ülke olarak ta dünya olarak da çok kritik ve yüzyılımıza damgasını vuran bir pandemi sürecinden geçiyoruz.  Şüphesiz bütün dünya gibi ülkemizde gerek vatandaş olarak gerekse de şirketler  ve kurumlar olarak, bu süreçten  her şirket bir şekilde etkilendi bu sürecin yönetilmesi de aslında süreci yaşamak kadar önemli. Sizler süreci  nasıl yönettiniz özellikle  mart ayı  başında başlayan süreç  hayatımıza yeni davranış biçimleri yeni bir takım tutum ve tavır almalar ve misyonlar karşımıza çıkardı bu yeni normal diye   tanımladığı geçmiş Hayat tarzımız dan ve ilişkilerimizden çok farklı bir yeniye girdiğimiz bir süreci yaşıyoruz.   Bu süreç üretim ve yaşam biçimlerine kadar birçok şeyimizi değiştirdi. Sizler kurumsal bir firma olarak bu süreci nasıl yönettiniz iş hayatınızı nasıl etkiledi Kastamonu Entegre de olsun sorumluluğunu yüklendiğiniz  diğer yurtdışındaki firmalarda olsun, bu süreç nasıl işliyor deneyimlerinizden yola çıkarak neler söylemek istersiniz?

 

Haluk Yıldız : Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bu dönemle ilgili çok kişi  yazıyor, fikirler beyan ediyor yeni normal ne olacak? Bazıları  çok ütopik , bazıları ise daha gerçekçi olabiliyor ama biz Tabii ki kendi hayatımıza bakacağız kendi hayatımızın gerçeklerini görmemiz lazım öncelikle. Burada iki konu var birincisi çalışanlarımızın sağlığı, ikincisi şirketimizin devamlılığı.  İkisini bir arada yönetmek gerekiyor.  Ofis hayatı biraz daha kolay oldu. Biz zaten Kastamonu entegre olarak 6 lokasyondayız,  6 ülkedeyiz.  Dolayısıyla Biz çoğu toplantılarımızı video konferanslarla  yapmaya alışkınız,  bizim için bu çok da yeni bir süreç olmadı zaten.  Bu kadar yaygın bir üretim ağı içinde bir araya gelip toplantı yapma imkanı  artık kalmadı. Herkesin gördüğü gibi  ZOOM’la ve instagram üzerinden gerek şirket içi gerekse de basın tarafından sanal ortamda toplantılar  yapılmaya başlandı.

Asıl önemli olan fabrikalar,  fabrikalara  uzaktan üretim yapamıyorsunuz Dolayısıyla bizim için önemli konu  olayın bu tarafıdır,   bir yandan Üretim yapmak zorundasın  ihracatlarımız var pazar daralsa da  yine de iç pazarda belli bir hareket var , o yüzden biz Mart ayının son haftası   ofisleri kapattık,  tamamen bu tür  platformlarla  yürüdük, fabrikalarımız  üretime devam etti.  asıl önemli olan buydu.  Sağlık görevlileri  Gece gündüz çalıştı,  hepimiz onlara minnettarız.  Ama bu arada fabrikada çalışan arkadaşları da unutmayalım  onlar da bu ekonominin ve bu çarkın dönmesinde büyük bir gayret gösterdiler.  

Bu dönemde pandemi izleme kurulu kurduk, zaman, zaman talep düşmesinden dolayı üretime ara verdik.  hedefimiz hiç vaka olmadan bu fabrikalarımızda üretime devam etmekti, sonuçta sadece Kastamonu Entegre üzerinden düşündüğümüzde 6600 çalışanımız var,  hatta Holding olarak düşündüğümüzde 16 binden fazla çalışanımız var, ama Aslında bu aldığımız tedbirlerinde gerçekten faydalı olduğunu gördük.  Gebze ve Romanya'da bir takım  ufak tefek vakalar yaşadık.  Ama bu 6600 çalışanımızdan  sadece 2 kişi tedavi görmek zorunda kaldı diğerlerinde de  toplamda 15 vaka oldu ve bunların 2-3 kişisi  evlerinde Karantina sürecini geçirerek atlattılar. 

 

Nesip Uzun : pozitif vaka mıydı yoksa yaşlılık ya da sağlık sorunlarından dolayı mı çalışamama gibi çünkü sanırım işletmelerde bu kontroller de Koah hastaları kalp riski  olanlar yüksek tansiyon şeker hastası olanlar  gibi bir takım rahatsızlıkları bulunan çalışanları da evlerine gönderdiler.   ilk dönemlerde bu tarzda mıydı hastalık

 

Haluk Yıldız : şöyle söylemek istiyorum Biz Tabii Kastamonu entegre olarak global bir firma olmanın  avantajı  yaşadık.  Çünkü son yatırımımız İtalya'daydı.  İtalya da bu dönemi en önce yaşayanlardan oldu.  Dolayısıyla bu bizim için önemli  bir tecrübe oldu.   Mart’ın 20'sine doğru bu riskli grupları hem fabrikalarda hem ofislerde dışarıya çıkardık ve artık siz evlerinizde çalışın dedik.  ilk operasyonumuz bu şekilde başladı. buna fabrikalarda dahil.  Mart'ın ikinci haftasının  sonunda yaptığımız  ilk hareket bu  tüm bu riskli  ikiye ayırdık.

 Kendileri riskli olanlar veya ailelerinde riskli olan hastalıklar var, veya çocukları emzikli çocukları olanlar var,  veya Doğuma yakın olan bayan çalışanlarımızı bunları aslında bizi hiç düşünmeden evinize gidin hiç gelmeyin  ilk kararımız bu oldu ve her yerde uyguladık.  

Dediğim gibi İtalyada daha önce yaşadığımız için bizim bir avantajımız oldu

yaklaşık yüzde 10-15 çalışanımız işi gereği gelmek zorunda kaldı.  Fabrikalarda ise Hem bu amaçlı hem risk grubunda olanları düşünerek seyreltme yaptık.  Bu dönemi böyle geçirdik,    O yüzden de gerçekten arkadaşlara teşekkür ederim ama en büyük teşekkür çalışanlarımıza yapmak istiyorum, açıkçası hiçbiri biz fabrikaya gelmek istemiyoruz demediler , biz gerçekten hepsine minnettarız. 15 Haziran'dan sonra artık biraz ofise doğru dönmeye başladık,  şu anda ofiste %50 çalışan şeklinde bir uygulama yapıyoruz.  Artık %100 çalışma şekline ileride bakacağız.  Hükümet nasıl bizleri izliyorsa,  biz de kendi durumumuzu böyle izleyeceğiz

 

Nesip Uzun : Peki bu üretim süreçlerinden de biraz bahsedelim   Haluk Bey Mart ayından bu yana 3 ay gibi gerçekten üretim gibi  çok zorlu hele MDF Tesisleri gibi ocağın sönmemesi gereken,  Ancak iki üç günde kendine gelebilen sanayiden bahsediyoruz,  sürekli ısı gerekiyor üretiminin hiç durmaması gerekiyor. Durduğu anda çok büyük maliyetlere neden oluyor, üretim sürecini nasıl yönettiniz neler yaptınız,  bu süreçte İthalat ve İçerdeki üretim bağlantılarını, müşteri beklentilerini nasıl düzenlediniz? Türkiye'deki  toplam üretimin en büyüğünü siz yapıyorsunuz dünya çapında çok büyük bir Global  aktörsünüz Bu müşterilerinize gerek yurt içinde gerek yurt dışında bir şekilde üretim %20 kapasite ile de  olsa  sonuçta tedarik ihtiyaçları var tedarik ile ilgili yürümek zorundaydı.  İthalat bir anda kapandı  neler yaptınız,  neler oldu?

 

Haluk Yıldız: Tedarik sürecine bu anlamda baktığımızda  üretim yapmak için hammadde ihtiyacı var.   Şu an yeteri kadar hammaddemiz stoklarımızda var, ama dekor kağıtları yedek parçalar vs bu süreçte gerçekten problem yaşamadık,  bu işin güzel bir yanı Aslında . Hükümet de bu konuda gerçekten tüm hükümetler yani bayağı bir tedbir aldılar, kimse üretimi durdurmak istemedi, durdurulan da talep eksikliğinden dolayı duruşlar oldu.  Çin'den bazı dekor kağıdı vs. ithalat ı yapıyorduk, bazı özel kimyasallar getiriyorduk o talebi, ihtiyaçlarımızı birden bire Avrupa'ya çevirdik Ondan sonra da Avrupa bu sürece girdi bizler de   tekrar Çin'e çevirdik.  Buradaki zaman farklılıklarını biraz kullanmaya dikkat ettik ve bu bir gerçek ki tedarik zincirinin aksamasından dolayı üretim hiç aksamadı şöyle bir durum var. Bütün ülkeler için üretim çok önemli  biz tedbirlerimizi alalım ve bu üretimi yapalım .Ne gümrüklerde ne de başka bir yerde aksama olmadı , tabii bu güzel bir şey,  diğer yandan da biliyorsunuz sokağa çıkma yasağı  ilan edildi , hatta sadece bazı sektörler çalışılabilir dendi. Bizim de biliyorsunuz ki sizin de bahsettiğiniz gibi MDF tesisleri sürekli çalışmak zorundadır,  bir dur bir kalk o Şekilde olmuyor ama sağ olsun yerel yöneticiler bu konuda anlayış gösterdiler, bu sokağa çıkma sürecinde özellikle biliyorsunuz Mayıs ayında neredeyse 15 gün sokağa çıkma yasağı vardı Biz sokağa çıkma yasağında da hiçbir tesisimizi durdurmadık gerekli izinleri aldık. Dolayısı ile talebin eksik olduğu süreçlerde vardiyaları kısalttık.

 

Nesip Uzun : Peki bu süreç firmalarda nasıl yaşandı, Türkiye'de büyük ölçekli mobilya firmaları var. Üretim bir anlamda durduğu zaman bağlı pek çok işletme de bundan etkilenebiliyor.  Peki işletmeler sizce buna hazır mıydı, Türkiye'de mobilya sektörü neler yaşadı aynı zamanda  bunun da nabzını tutan bir   işletmesiniz çünkü bugün plaka olmadan yüzey malzemeleri olmadan Mobilya olamıyor Türkiye'de bu süreci nasıl yaşadık

 

Haluk Yıldız : Mobilya sektöründe  sektörü temsil eden kurumların, beyanı ve rakamlarda  gösteriyor ki, özellikle Nisan -Mayıs ayında durumlar çok kötü idi. İç piyasa % 70'den fazla daraldı,  ihracat %50 civarında daraldı. bizim ürünümüzü mobilyacılar kullanıyor   sonuçta onlar üretim yapacak ki biz onlara mal tedarik edelim. Yani aslında şu tarafta hiçbir sıkıntı olmadı  biz mobilyacılar ne talep ediyorsa yani müşteriler hepsinin talebini yerine getirdik.  Dediğim gibi tedarik sürecinden dolayı hiçbir tesisimiz durmadı ve müşterilerimizin talep ettiği her tür ürünleri verdik.  Burada sektörün bu dönemde şöyle bir şansı Oldu diyelim açıkçası Ocak-Şubat-Mart ayları diğer sektörlerde de benzer bir şeyler vardı, çünkü Türkiye'nin büyüme rakamları da  bunları gösterdi. Ocak- Şubat- Mart ayı hiç umulmadık kadar iyiydi açıkçası Martın 20'sinden sonra bu durgunluk hissedilmeye başlandı.  Dolayısıyla hepimizin stokları biraz minimalize olmuş gibiydi. bu dönemde açıkçası satışlarımız çok azaldı. E tabi stoklarda az olduğu için stokları da tamamlamak gerekiyordu.  Bunun ötesinde de tabii ihracat var sonuçta, sektör ürettiği panelin yaklaşık %20’sini ihraç ediyor,  Kastamonu Entegre de üzerinde çok lokasyonlu olmanın avantajını kullanarak %30 unu ihracat ediyoruz. ihracat pazarlarında  zaman zaman  kaymalar da olsa daralma  iç piyasaya göre daha az oldu.  Bu dönemde onun da avantajını kullandık diyelim.

 

Nesip Uzun : Sayın Yıldız Şimdi biraz da Kastamonu entegre'yi konuşalım. Kastamonu Entegre gerçekten sizin döneminizde önemli bir noktaya geldi Global aktör diyoruz,  son 10 yıl içerisini ele aldığımızda  çok ciddi yatırımlar görüyoruz. Hatta son 15 yıl içerisinde gerek Türkiye'de, gerekse de yurt dışında yeni tesisleriyle,  satın almalarla  ve direkt yatırımlarla şaşırtıcı ve bir okadar da ülke olarak gurur duyacağımız girişimler gerçekleştirdi.  biraz bu yatırım ayağını anlatabilir misiniz neler yaptınız?  İtalya'da Benim de bildiğim çok güzel bir operasyon gerçekleştirdiniz, keza Rusya'da aynı şekilde bu dış yatırımlarınızı biraz anlatabilir misiniz bize.

 

Haluk Yıldız : Bizim Hayat Holding olarak iki ana grubumuz var.  Hayat Kimya, Hayat Kimya Molfix , Molped markaları  hijjenik  çocuk bezlerini  ve hijyenik pedler üretiyor. Bingo markasını üretiyor, deterjan ev temizlik ürünleri üretiyor.  Diğeri papia ve  Familya  markası ile de tuvalet kağıdı ve Kağıt ürünleri üretiyor. Biz de ağaç grubuna konsantre olduk. Ama bizim Holding'in temelde prensibi şu:  Bizim ana 2 konumuz var , zaten Kastamonu entegre olarak geçen sene 50 yılımızı kutladık. Türkiye'de bazı sektörlerde yatırımcılar pek yurtdışına çıkmak istemiyor dolayısı ile belirli büyüklüğe eriştikten sonra artık farklı sektörlere girebiliyorlar. Bu enerji olabilir, İnşaat olabilir . Sonradan pazar payı almanın daha kolay olduğu  bazı sektörler var ki, o markalaşmaya sonradan girdiğin zaman başarılı olma ihtimaliniz yok. Ama biz Holding olarak yönetim olarak kendi içimizde büyümek istedik ve bu doğrultuda yürüdük. Dolayısıyla hepimiz diyoruz ya Türkiye'nin neye ihtiyacı var?  Markalara veya marka firmalara ihtiyaçları var.  Biz bu yolla her iki şirketimizde de ki Hayat Kimya da açıkçası  şu an Hayat kimyanın  ülke sayısı  bizi geçti.  onların  yatırım büyüklükleri ilk etapta küçük olunca fazla ülkeye gidebiliyorlar.

Kastamonu entegre olarak da, Hayat Kimya olarak da her iki firmamızda kendi  kalanlarında Global olma yolunda yıllardır mücadele ediyorlar.  Sonuçta biz 50 yıllık şirketiz.  Aslında globalleşme yoluna baktığımızda 22 yıl oldu. Biz ilk 1998 yılında başladık.  Romanya yatırımına neredeyse bizim 50 yıllık yaşam sürecimizin yarısında globalleşme yolu var. Türkiye'de yurt dışında ilk yatırımlara başlayan devam eden ilk firmayız Ama şu an tek değiliz, en azından bir yerli firmamız daha var bizim gibi yurtdışında  yatırımlara başladı. Dolayısıyla bizim Holding olarak böyle bir misyonumuz var.  Bizim kendi işimiz var, kendi işimizde büyüyeceğiz.  

 

Nesip Uzun :birden fazla aynı alanda  üretim yapan pek çok yatırımlarınız ve tesislerinin var bunun pozitif avantajlarını ne zaman hissettiniz ne kadar hissettiniz nasıl yaşadınız Örneğin Türkiye'deki ortaya çıkan değişik dönemlerdeki krizlerde bunların size etkisi ne oldu?

 

Haluk Yıldız : Açıkça söylemek gerekirse karşılıklı oluyor. Mesela biz diyelim ki Romanya’da Yonga levha yatırımı yaparken belli pazarlarda zaten ihracat yapıyorduk. Romanya ilk devreye girerken dedik ki, şu, şu pazarları size verelim  çünkü hiçbir tesis devreye girdiğinde pat diye %100  kapasiteye gelemiyor.  Ama biz ona hazır belli pazarlar verdiğimizde  ne oluyor Romanya belirli bir müddet 2 yıl 3 yıl belki o ihracat pazarını ona bırakmış oluyoruz. Ondan sonra Romanya kendi pazarında büyüyünce artık bu pazarı bize ver diyoruz.  Tekrar geri alıyoruz, mesela bu sene de Bulgaristan’a verdik.   Bulgaristan'daki yaptığımız yatırımlara bakarak  İtalya keza aynı.  Biz İtalya’ya yatırım yapmadan önce oraya yaklaşık şu anda kapasitemizin % 25'i kadar ihracat yapıyorduk zaten.  Hem Romanya'da hem Bulgaristan'da şu anda oradaki tesisimizin %25 %30 kapasitesi kadar zaten ihracat yapıyorduk,  böyle olunca ne oluyor zaten ben pazarı tanımaya başladım, müşterileri biliyorum dolayısı ile ben buraya yatırım yapabilirim.  Şu anda  Erişeceğim kapasitenin %25 % 30'unu satıyorum.  Müşteri grubu ile daha da büyürüm diyorsun. Yani aslında bu avantajları kullanarak yatırım yapabilirsiniz. Çünkü sonuçta bizim yatırımlar açıkçası yatırım bedelleri çok yüksektir,  yurtdışına gittiğinizde  MDF  tesisi kurduğunuzda 170 -180 milyon Euro’luk Yatırım yapıyorsunuz, hele Rusya coğrafyası gibi bir yerlerde 200-300 milyon Euro'yu bulabiliyor.  

            Dolayısıyla pazar hazır olmadan böyle yerlerde yatırım yapabilmek çok kolay bir şey değil. Biz deneyimlerimiz ışığında  bu sinerjiyi kullanıyoruz. Biz adım adım sabırla bir tesiste ürettiğimiz ürünleri  bir yere ihracat yapıyoruz, sonra o bölgeye gidip yatırım yapıp oradan veriyoruz.  Böyle bir avantaj var.  Yani bazen açıkçası Türkiye pazarı iyi oluyor oradan buraya ürün getirebiliyoruz veya Türkiye pazarı çok iyi iç pazar iyi onun ihraç pazarlarını Rusya'ya bırakabiliyoruz. veya Rusya  ihraç pazarını Türkiye'yi alabiliyoruz. böyle böyle çok lokasyonda olmanın mutlaka tabii ki zorlukları da var, yönetim açısından. Ama bu tür avantajları ve esneklik ileride sistem sağlıyor zaten. Bu Sinerjiyle  biz gidiyoruz. Ben mesela takribi 10-12 yıl oldu.  Çine gitmiştik  Orada bir tesis vardı satın almayı planlıyorduk  sonra düşündüm  ve  niye alacağız dedim, çünkü hiçbir sinerji  katmayacak sadece içinde bir tesisimiz var diyeceğiz. Zaten oradan buraya bir ürün getirmek mümkün değil, çok büyük kapasitelerde değil, bu düşünceyle  vazgeçtik ve şimdi gördük ki, birbirine sinerji  katan  yatırımlar yapmak daha doğru  diye düşünüyoruz . Açıkçası bunun karşılığını da gördük.

 

Nesip Uzun : Çin büyük bir pazar ve kendisi de tüketim toplumu oldu.  Sadece o bölgeye yönelik avantajların mutlaka hesaplarını yapmışsınız,  Çin'de bir Türk firmasının rekabet edebilme şansı nedir?

 

Haluk Yıldız :  sektöre göre farklılık arz eder şöyle bir realite var. Çin'in değişik bir rekabet  tarzı var, şu anda dünyanın MDF’sinin  neredeyse yarısını Çin üretiyor.   Sektörel   rekabet O kadar yoğun ki kedi içlerindeki rakabet nedeniyle  büyüyemiyorlar.

 

Nesip Uzun :  Rekabet demişken Bir de Avrupa'daki ve Balkanlarda bu yatırımlarınız   açısından değerlendirdiğimizde zorluklar yaşadınız mı ? Avrupa'nın dev büyük yatırım şirketleri var  bunların içerisinde bu noktaya gelmek gerçekten bu kadar kolay değil Bu rekabet edilebilirlik noktasında Neler yaşadınız?

 

Haluk Yıldız : Nesip bey, Realite var dünyanın 7. Büyüğüyüz ve büyüyoruz .Ama aslında  burada  bizim içinde olmadığımız bir OSB üretimi var.  İstatistikleri içinde OSB de yer alıyor dolaysıyla  o konuda yatırım yapmadığımız OSB dahil analizler yapılıyor. bazı dergiler var sadece MDF ve  Yonga levha OSB biraz daha çok tarafıdır. Aslında sırf MDF Yonga levha olarak baktığımızda Biz Dünyada ilk 4’deyiz  büyüklük olarak  isimde  söylemek  böyle çok  sakınca yok aslında, bu  coğrafyada 4 tane firma var Kronospan, Kronoswiss,Egger ve  Kastamonu Entegre.  her yerde öyle Romanya'da öyle Bulgaristan'dan öyle Rusya'da da öyle ve Türkiye'de de kısmen öyle. Türkiye'de yerel üreticilerimiz daha çok İtalya'da biraz İtalyan yerli üreticileri var ama sonuçta bu firmaların hepsi bildiğimiz ve her yerde beraber rekabet ettiğimiz firmalar. Onlar bizi biliyorlar biz onları biliyoruz, onların güçlü yönlerini de zayıf yönlerini de biliyoruz. Açıkçası öyle rekabet konusunda çok korkmuyoruz.

 

Nesip Uzun : Avrupa'da olsun  dünyada rekabetin ana  unsuru artık fiyat endeksi olmaktan çok inovatif yeni ürünler üretebilmek yeni renkler yeni Desenler kendinize özgü Trend ve tasarımlar üretebilmek bu konuda Kastamonu Entegre de oldukça başarılı Kendini özgü renk ve desenleri var yani rekabet edilebilirliğin yeni unsuru olarak bu yeniliklere hakim olmak Peki bu yenilikleri nasıl başarıyorsunuz 

 

Haluk Yıldız : Ben yaklaşık 1992’den beri  Kastamonu Entegre de çalışıyorum 2000 yılının sonunda tam böyle kriz döneminin öncesi  genel müdür olduktan, Ekim ayında TÜYAP fuarında yönetim kurulu Başkanımız o görevi bize verdi.  Sonra 2001 krizini yaşadık, hem bu kriz , hem aynı anda Romanya'da Doorsky’e yatırım yapıyorduk.  Bulgaristan'a da Yonga levha yatırımı yapıyorduk. Gerçekten en olabilecek zor bir dönemi geçirdik. O süreçte tabii daha iyi öğrendik. O günlerde  Kastamonu Entegre  MDF’ci olarak biliniyordu. Yonga levha da çok fazla aktif değildik, Kastamonu'daki fabrikamız Ankara'ya hizmet veriyordu,  istanbul'da çok fazla aktif değildik,  ilk  şehir Bulgaristan Yonga levha tesisi ile Balıkesir Yonga levha Tesisleri oldu.  

Balıkesir Yonga levha tesisini 2005 yılında devreye aldığımızda baktık ki sektörde renk desenler çok iyi bir yerde değil. Sac desenlerine  baktığımızda iyi bir yerde değildi.  O sırada Türkiye'de 250 bin metreküp yılda  üretim yapıyorsunuz, birden bire 550 bin  metreküp tesis gelmiş bunu da üretip satmak zorundasınız.   Gördük ki  bu sektörde birazcık yeni şeylere ihtiyaç var, belki de rekabet, yeni renkler, yeni saclar  ve müşteriye  yeni bakış açısıyla yaklaşırsak, biz bunu beceri dedik. Gerçekten Balıkesir tesisi o gün bugündür hiç durmadan çalışıyor.  Aslında sektöre gerçekten yeni saclar  yeni desenler  getiren biz olduk.  Tabii şu an diğer firmalarda bunu öğrendi ve bazen bizden daha iyi renkleri ve dekorları da yakaladıkları oluyor. Bu bir gerçek, ama biz rekabeti müşteriye daha iyi hizmet daha iyi dekor daha iyi sac, zamanında ürün verme,  müşteri ilişkilerini daha iyi bir yerde tutabilme gibi özelliklerimizle  rekabeti bu taraflara  çekmeye gayret ediyoruz .

Bu rekabet  aynı şekilde Romanya'da Bulgaristan'da Rusya'da hele İtalya'da  her yerde devam ediyor.  Yani sonuçta Her halükarda daha inovatif daha güzel  dekor daha güzel saclar  artık pazarda iyi bir yer edinme değil  hani biraz da mastara girdi. artık inovatif  Arge ve ürün geliştirme değil de artık onlar olmazsa yaşayamazsın artık oraya geldi bu rekabet.

Türkiye'de tüm Tesisler gayet yeni ve modern.   firmalar olarak orman odununu Ormandan alıyoruz,  Rusya'nın en büyük MDF üreticisiyiz  Laminat parkede ve MDF’de %30  pazar payına sahibiz. 2004-2005 yılında başladığımız araştırmalar vs  2012’lerde 1 tesis 2014- 2015’lerde 2 tesis  yatırımlarını yaptık.  bu kadar kısa zamanda 4-5 yılda Rusya'da %30 pazar payına sahip olduk.   Bu çerçevede baktığımızda üstünlük değil yaşamak için bunlar oluyor,  mutlaka yapmak gerekiyor, yapmak zorunda kalıyorsunuz, dünyanın her yerinde artık aynı şeyler oluyor.  En son geçen sene, İtalya'da buranın İnegöl'ü diyelim öyle bir yere çok yakın bizim tesisimiz Pesaro diye bölge var Mesela orada geçen sene showroomda açtık,  Dizayn Center açtık.  Müşteriler geliyor, laboratuvar ortamında kendi dekorlarını beraber geliştiriyoruz.   biliyorsunuz İtalyanlar  daha böyle renkli duyarlı  kendi renklerimiz olsun diyorlar mobilyacıların olduğu her yerde her ülkenin karakterine göre farklı farklı çalışmalar yapıyoruz.  Bu işte bir realitedir bu, Desenler saçlar olması gerekenler,  hiçbir zaman yok olmayan her coğrafyada aynı ikili ilişkiler, insani ilişkiler, müşteri ile ilişkiler, hizmet, kalite ve  ürünün arkasında durma ile doğru insanlarla çalışma ve tabi ki o insanlara güven verebilme  bütün bunlar zaten bu işin bir parçası açıkçası.

 

Nesip Uzun :  Başarılarınızın devamını diliyorum, ve biraz da rakamlardan konuşalım isterseniz Haluk Bey gerek MDF gerek LAM  parke ve üretimleri ele aldığımızda  Tabii şu anlık şu 3-4 aylık pandemi sürecini saymıyorum 2019 rakamları ile bir şekilde konuşabiliriz Özellikle iç pazarda ithal parkenin önü kapandı gibi sadece siz değil yerli birçok üreticinin parke üretimine  pazara girmesi  ile birlikte bir dönem pazar payının kahramanı olanlar şu anda artık kalmadı gibi düşünebiliriz.  Perkede buradaki pazar ilişkileri açısından pazar payları açısından neler söyleyebiliriz   Sadece iç pazar değil ihracatta da ciddi bir volüm oluşturuyor, gerek Kastamonu Entegre açısından gerekse de   dünya genelinde   durum  nedir?

 

Haluk Yıldız : Siz başta söylediniz, geçen sene MDF  yoncacılar dernek başkanı Ahmet Kahraman Bey vardı, bizde yardımcısıydık, kendisi rahmetli olunca açıkçası orada  geçici  Bir boşluk oluştu  ve sonuçta oraya görevi bize verdiler Tabii burada açıkçası kendi ekibimizde  çok iyi arkadaşlarımız var aslında devletin resmi datalarını alıp devlete daha çok

pazarlıyoruz,  TOBB bünyesinde 60  meclis var Bunlarda, Mobilya  Orman Ürünleri var O zaman da Sabri Bey başkanlık yapıyordu Sabri Bey dedi ki Haluk Bey bu toplantıya Siz sunum yapsanız şimdi 8 tane Bakan dinleyecek benim bilgim darağacım bir yerde küçük ama siz sektöre daha geniş bakıyorsunuz. hem de güzel bir ekibiniz var, sunumu siz yapın dediler. Zaten herkese 5 dakika bir süre veriyorlardı Biz de oturduk zaten Aslında bu tür durumlarda ekibimiz hazırlıklıydı, gerçekten iyi bir ekibimiz var ve başarılı bir sunum yapıldı.   Ardından da TOBB başkanlığına sağolsunlar arkadaşlarımız beni layık gördüler.

 

Şu anda Türkiye'deki MDF Yonga levha üreticileri olarak  bir kere dünyanın en modern ,en genç tesislerine sahibiz.   Kapasite olarak da Avrupa ve Dünyada baktığımızda ilk 2’deyiz MDF de  Dünyanın 2.büyüğüyüz.  Yonga levha da dünyanın 5. Büyüğüyüz, Avrupa'da Avrupa'nın en büyük MDF üreticisiyiz,  yani Rakam olarak baktığımızda dünyanın %5 6'sını ifade ediyoruz.  Halbuki biliyorsunuz Türkiye hem nüfus olarak, hem ekonomi olarak  Dünya sıralamasında %1’ini  ifade eder,  biz %5’ini  ifade ediyoruz. Yani sektörün konumu Türkiye'nin genel ekonomik büyüklüğünden 5 misli daha büyük,  bu demektir ki Türkiye'deki tüm sanayiciler gerçekten elinden geleni yapmış, kazandığını işine yatırmış veya onun için de ilave borçlanmıştır.  Bu girişimcilerimiz ve sektörümüz için büyük bir başarıdır ve bu başarı hepimizindir. Bu çerçeveden baktığımızda, geçmişte tabii ki ithalat oldu  niye ithalat oldu bunu anlayabiliyoruz. Türkiye'nin en iyi dönemleri 2001 2009-2010 diye  konuşuluyor ama bana göre Türkiye'nin yaptığı o dönemde en büyük hata TL'yi değerli hale getirmekti. Türk Milleti olarak biz paramızın değerli olmasını severiz, TL'nin değerli olmasını isteriz. Oysa değerli paraya neden ihtiyacın olur bugün Amerika parasının fazla değerlenmemesi için elinden geleni yapıyor. Bu kadar değerli bir parayla nasıl ticaret yaparsın.  değerli paraya ne ihtiyacın var ki önce zenginliğe ihtiyacımız var daha çok ihracat yapalım daha çok para kazanalım biraz Havayı da seviyoruz Tabii ki bana göre o dönemde en büyük yapılan hata TL aşırı değerli yaptığın zaman bu sefer ithalat daha da kolaylaşıyor ben şöyle söyleyeyim TL'nin 2001 krizinin Ekim ayında 11 Eylül'de de diyebiliriz 1 Dolar 1.7 TL oldu. birden pik yaptı ve ondan sonra 1.1’e indi  Biz seviniyorduk bir olsa ne havamız olur diye, TL nin değerli olması gereksiz, açıkçası o dönemde Türkiye'yi ithalatçı yaptı.  Laminant parkede olsun MDF de olsun, Suntada olsun Bulgaristan Romanya da yaptığın zaman üretimi buraya getirdiğinizde bizim maliyetin altında getiriyorlar.   Her ortamda bunu anlatmaya çalıştım, anlatmaya çalışıyorum.  16 milyar dolarlık bir  ithalat yaptık.  Diğer taraftan baktığımızda maalesef ithalat odun yongası ucuz olduğu için 500-600 milyar dolarlık yatırım bana göre yanlış  yerlere yapıldı, niye ben zaten Türkiye'de odun bulamıyorum bulunca da pahalı oluyor.  Ne güzel gemi gemi geliyor eh pazarda burada dedik ve yatırımları buraya yaptık.  bu da yanlıştı.   Ama burası gerçekten önemli, çoğu arkadaşımız bunun belki farkında değildir, Hatta  Tekstil işi yapan çoğu firmalar tekstil işini kapattı. Niye ya ben ithal ederim bu kadar işçiyle niye uğraşacağım kıdem-ihbar maaşı zammı  ve dolayısıyla Türkiye ithalat cenneti oldu.  ve biz o dönemde Orman Genel Müdürlüğü ile ve bakanla bunları çok konuştuk yazışmalar yaptık.  Türkiye'de odun fiyatları Avrupa'nın iki misli pahalı diye ki ana 

hammaddemiz odundur.  Maliyetin %150si  Amerika'ya ve Rusya göre 3 misli pahalı diye niye çünkü TL’niz değerli olunca  pahalı oluyor,  sektörde zamanla değişiklikler oldu   Bu arada Türkiye'de büyüdü. Bu bir gerçek inşaatın etkisi ile komşu ülkelere yaptığımız

 ihracatlarla  bir yandan Türkiye bazı bölgelerden MDF ithal ederken bazı bölgelere MDF  ihraç ediyordu. Ama baktığınızda toplamda %20-25  ithalat vardı yani Türkiye'nin ihtiyacı %20-25  ithalat ile karşılanıyordu  E biz niye Bulgaristan'a Romanya'ya Rusya'ya  o dönemlerde hareketlendik? Sonuçta oradaki maliyetler daha düşük ve Türkiye pazarında Buradan oraya rekabet mümkün değil hatta oradan buraya getirmek daha ekonomik oluyordu. Hangi taraf daha iyi çalışıyorsa  Onunla beraber çözdük.   Asıl amacımız tabii ki bizim sürdürebilir  büyümede en büyük temel hedefimiz hammadde kaynaklarına ve pazara yakın olmaktı.  Yani oranın hammaddesini oranın kaynaklarını oranın pazarında sahip olmak ve böylelikle sürdürülebilirliğini sağlamak.  Ticaretin glpbal düzeyde gerçekleştiği bir dünyada sadece Türkiye odaklı bir pazar olarak hiçbir zaman düşünmedik, ondan sonra tabii Türkiye'deki yatırımcılar olarak gerçekten hepimiz  sadece Kastamonu entegre olarak  değil diğer hepsi Vatansever olarak  firmalar hepsi kazandıklarını yatırım'a döndürdü.  bu arada 2008'den sonra ibre biraz değişti .TL biraz kaybetti aslında değer kaybetmedi doğru bir yere gitti diyebiliriz.  e dolayısıyla Ne oldu Türkiye'de İthalat bir müddet sonra sıfırlanmaya başladı . Ondan sonra da şu anda Türkiye ürettiği ürünün yüzde 20'sini ihraç eder  hale geldi.  Şimdi Türkiye ihtiyacının %20-25'ini ithal ederken, ürettiği ürünün %20-25ini ihraç eder hale geldi.

 Bu gün gelinen noktada laminat parkede  ithalatın Türkiye'deki tüketimde pazar Payı %35 iken  sadece geçen sene %1,5 oranına düşmüştür. ama bunların en temel şeyi TL’nin değerli olmasıydı, biz o zaman  şu fiyata parke üretimini yaparken Avrupalı firmalar o fiyata limanlara indiriyorlardı. bizim maliyetimizin altında  ürünleri  indiriyorlardı. ve bunların hepsine beraberce bakmak lazım.

Bizim şunu  Hedeflememiz  gerekiyor,   enflasyon oranı kadar Dolarda TL’ile Hareket etsin  artık tahammül edilebilir olsun.  Çok hızlı hareketler olmasın.  Aslında bizim hepimizin sanayici olarak maliyetimizi bilmemiz lazım, ihraç ederken   bazen Euro oluyor ve diyelimki 7,5 geçiyor   ve  Bu maliyetle satabiliriz  diyoruz . Tam mal gidecek bakmışız  TL  biraz değer kazanmış  ve buradan para kazanamadık oluyoruz, bir taraftan maliyet hesaplıyoruz, maliyet umduğumuzdan dışında oluşabiliyor,   maliyet anlamında Türkiye çok zor bir ülke. Romanya Rusya Bulgaristan İtalya’dayız  değişmiyor. Euro bazında   ne yaptığını biliyorsun, neye mal ettiğini biliyorsunuz.    Şu anda Türkiye net ihracatçı konumunda yani ihtiyacın %20-25  ithal ederken şimdi ürettiğinin %20-25’ini  ihraç ediyor Hatta biz Kastamonu entegre olarak açıkçası şu anda Global de toplam satışımızın %60’ı  Türkiye dışı bizim toplam ciromuz da  sadece %40  Türkiye içi %60’ını  ya dışarıda  üretip  dışarıda satmışızdır   veya Türkiye'de üretip dışarıya satıyoruzdur.  Şu anda 100 ülkeden  fazla yere ihracat yapıyoruz, Amerika'dan Çin'e kadar her ülkede ihracatlarımız var daha iyi olacak noktalarımız da var, bu devam ediyor.  Daha iyi olmaya gayret ediyoruz, diğer sektörde çalışanlar da artık daha bir iyi ihracatçı oldu.  İşallah bu konuda Türkiye gerçekten daha iyi yerlere gelecek diye düşünüyoruz.

 

Nesip Uzun : Anlattıklarınıza  empati yaptığımızda  biraz yaşadığımız sürece benziyor gibi döviz üzerindeki baskılanmalar  paritede ki sürekli oynamalar  TL'nin değer kazanmasına yönelik faaliyetler, tüm  bunlar bir şekilde sizi etkiliyor onun ötesinde bildiğiniz gibi en son yeni çıkan  kanun hükmünde resmi gazetede yayınlanan  şekli ile döviz alımlarında %15  ek vergi geldi Tabii bu da biraz dövizin baskılanmasına  yönelik bir politika idi  bunu üretim planına vurduğumuzda  aynı sakıncaları doğurmayacak mı sizce

 

Haluk Yılduz :  şöyle söylemek gerekirse tabi %15 döviz alım satımlarında,  döviz alımında ise %1 var  onun stopajında faiz gelirinde %15 stopaj var tabi %15 çok iyi bir rakam şimdi tabi bazı şeyler Politik taraflar oralara çok fazla girmek istemiyorum. ama geçen akşam Hüseyin bey var  değerli bir arkadaşım ve çok değerli bir arkadaşı vardı Amerika'da oda fonların başında fonları  yöneten bir arkadaş  , böyle uzun uzun sohbet etme şansımız oldu tabi arkadaşımız dediki ,’’ 2-3 yıl önce 11 milyar dolarlık bir fonu yönetiyordum, bende dedimki Türkiye’de bazı fonlarla oyun oynanıyor Swap işlemler yapıyor ,bunlarda doğru şeyler değil de kapitalizmin de biraz etik olması gerekir ve bana cevap olarak (Paranın vatanı milleti dini olmaz dedi )bize bir görev veriyorlar şu kadar milyar dolar fon var, şu fonu yönetmeniz gerekiyor başarı çizgisi de belli şu kadar her yıl getiri sağlamanız gerekiyor. Biz bu getiri ile birlikte  bankaya koyarak %1-2 ile yetinmiyoruz   bizim görevimiz bunu yüksek yapmak  ve aslında bu tür operasyonlar sadece Türkiye'de değil bütün dünyada yapılıyor  ve başka türlü paradan fazla  para kazanamazsın.  Öbür türlü % 1-2  bankaya vereceksiniz  banka size %1  bile vermiyor,  ama tabi ben Türk olduğum için Türkiye üzerine hiç oynamadım dedi ,ama yalnız bu Türkiye ile  değil  her yerle oynanıyor bu böyle  realite dedi. Amerika’yla da oynandı  hatta çok ilginç bir şey söyledi  geçende İngiltere Merkez Bankası  Üzerine de oynadılar dedi.    biraz dayanabildi  dedi, ama sonuçta bu fonların vatanı milleti dini yok vicdanı yok.

 

Nesip Uzun :  Çin çok iyi başarıyor Bunları özellikle son  pandemi sürecinde bir çok Amerikalı şirketi satın aldılar.  Onlar da çok aktif bir şekilde oynuyorlar kısacası kur Savaşları'nın en canlı yaşandığı yeni bir süreci yaşıyoruz galiba, sizlerin yaşadığı tecrübeler ışığında öneri ve düşünceleriniz   sektör için çok önemli,  şu anda yüzlerce insan bizi izliyor. Türkiye'deki işletmelerin büyümeleri sizce sağlıklı oluyor mu  şirketlerde  eksik gördüğünüz önemli  unsurları deneyimleriniz ışığında  biraz sizden dinleyebilir miyiz,  Türk işletmeleri doğru işletme analizleri sağlıklı büyümeler yaşayabiliyor mu ?

 

Haluk Yıldız : Tabii ben sektör olarak söylemeyeyim yanlış anlaşılabilir genel olarak biliyorsunuz Türkiye'de  her şeyden genel konuşulabilir  bir kere Aile şirketlerinin yaşam döngüsü  kısa diyoruz.  Eğer kurumsallaşamazlarsa bu süreç bir yolla aile şirketleri gerçek anlamda doğru yöneticiler çıkmazsa aileden bu süreç bir müddet sonra yok olabiliyor, kurumsallaşmak deyince de doğru insanı bulmak lazım, patron İşini bırakıp gitmesi lazım  ve bunun ikisinin de aynı anda oluştuğu ortamlarda nadir olunca da kurumsallaşmada yaygın olarak maalesef Türkiye'de oluşmadı., burada şu olay var, Ben her zaman onu söylüyorum bizim işletmelerde aslında 3 tane önemli faktör var. Birisi insan,bu  en önemli değerdir insan, dolayısıyla şirketler makineden çok insana yatırım yapmaları lazım, çünkü parayı verdiğinizde en iyi makineyi alabiliyorsunuz, bir insana yatırım yapmak lazım, iki doğru strateji oluşturmak lazı.   Biz Kastamonu entegre olarak TL değerli deyip yatırımları Gebze ‘ye doldurmadık.  Açıkçası  o dönemde TL nin değerli  olduğu dönemde 2004'te Balıkesir'e yaptık 2008'de Kastamonu'ya yaptık o dönemde Marmara Bölgesi'nde de yapabilirdik, ama uzun vadeli düşündük ve doğru strateji gerekiyor üçüncüsü ise doğru  insan ve doğru strateji  oluşturursan bunu da doğru şekilde Uygulamak lazım.

Bu üç nokta çok önemli(  doğru insan, doğru strateji ve  bunu doğru şekilde uygulamak ) bu dönemde Tabii ki  açıkçası bunu patronların yapması çok zor bir olay  ve bunu yapamayan maalesef bu oyunun dışında kalabiliyor. Diğer taraftan da baktığımızda kurumsallaşmanın diğer bir yönü de doğru insanı bulduğun zaman onu değerlendirmeniz lazım, ona gerekirse hata yapabilmesi için fırsatlar vermeniz gerekiyor.  Ona özellikle oyun alanı bırakmanız gerekiyor  ve diğer taraftan da  motivasyonu maksimumda tutmamız gerekiyor, Güven ortamını doğru oluşturmak gerekiyor. İnsan ileriye dönük kendine güven  hissetmediği bir ortamda  uzun müddet kalmak istemez, haklı herkes sonuçta çoluk çocuğunu ailesini geçindirmek zorunda ve dolayısıyla herkes Uzun soluklu bakıyor.  ben buraya uzun soluklu ve emekli  oluncaya kadar çalışabilirim güvenli bir ortam olması gerek diyorsunuz bunları yapmazsanız hiçbir zaman şirketiniz kurumsal olamaz.   Bunun için de iyi bir sabır gerekiyor tabii ki

 

Nesip Uzun :  verdiğiniz bilgiler ve deneyimleriniz için gerçekten teşekkür ederiz çok güzel bir söyleşi oldu

 

 

yazar

Nesip Uzun

E-bülten için e-posta bırak