türkiyede ve dünyada covid19-pandemi

Dünyada ve türkiyede pandeminin tarihi, tarih boyunca salgınlar ve türkiyede pandemi





Covid 19 ve Tarih boyunca Türkiye ve dünyada önemli salgın hastalıklar

29-04-2020
Covid 19 ve Tarih boyunca Türkiye ve dünyada önemli salgın hastalıklar
Derleyen : Nesip Uzun2020 yılı başında ortaya çıkan ve kısa zamanda hemen tüm dünyayı etkisi altında bırakan Koronavirüs Covid-19 salgını, geçmişte bu topraklarda yaşanmış salgınları tekrar gündeme getirdi. MS.500’li yıllardan günümüze farklı yüzyıllarda defalarca ortaya çıkan bu salgınlar, bilimin gelişmediği çağlarda dini temahüller çerçevesinde ele alınmış binlerce yıl sonra bilimin ışığında aşının bulunmasıyla insanlık rahat bir nefes almıştır. Ancak kendini yenileyerek her seferinde mutasyona uğrayıp farklı versiyonlarıyla ortaya çıkan bu salgınları yine bilimin ışığında insanoğlu üstesinden gelmeyi başaracaktır.

Covit19 ve Tarih boyunca Türkiye ve dünyada önemli salgın hastalıklar 

Derleyen : Nesip Uzun

 

 2020 yılı başında ortaya çıkan ve kısa zamanda hemen tün dünyayı etkisi altında bırakan Koronavirüs Covid-19 salgını, geçmişte bu topraklarda yaşanmış salgınları tekrar gündeme getirdi. MS.500’li yıllardan günümüze farklı yüzyıllarda defalarca ortaya çıkan bu salgınlar, bilimin gelişmediği çağlarda dini temahüller çerçevesinde ele alınmış binlerce yıl sonra bilimin ışığında aşının bulunmasıyla insanlık rahat bir nefes almıştır. Ancak kendini yenileyerek her seferinde mutasyona uğrayıp farklı versiyonlarıyla ortaya çıkan bu salgınları yine bilimin ışığında insanoğlu üstesinden gelmeyi başaracaktır. 

  Yakın tarihte Mısır’da  başlayıp 1970 yılında İstanbul’a sıçrayan  Sağmalcılar salgını (Kolera El-Tor,)   on binlerce insanın ölümüne yol açmış,  Sağmalcılar semtinin adınınyarattığı kötü hatıralar nedeniyle Bayrampaşa olarak değişmesine de neden olmuştur.  

 Virüs diye tanımladığımız ve gözle görülemeyecek kadar  küçük bu  canlıların sebep oldukları hastalıklar ve bu hastalıkların insan toplulukları içinde hızla yayılmasıyla ortaya çıkan salgın hastalıklar tarih boyunca insanların kitleler halinde ölümlerine, bazı siyasal ve sosyal yapıların kökten değişimine neden olmuştur. 

 Tarihsel süreç içinde; veba, çiçek, tifüs, tifo, kolera, influenza, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların salgınlar yaparak pek çok insanın ölümüne sebep olduğu bilinmektedir. İnsanoğlu bazen yavaşbazen ise hızla insanların ölümüne neden olan ve bazen de tüm insanlığı tehdit eden bu küçük canlıları yüzyıllar boyu tanıyamamış ve tanımlayamamıştır. Onu inançları çerçevesinde yorumlamıştır.  

Germ teorisinin ortaya konulması ise dönüm noktası olmuştur ve artık düşmanı tanımlayabilen insanoğlu tarafından mikroplara karşı savaşta çok etkin bir silah olan antibiyotikler kullanılmaya başlamıştır. Mikropların keşfinden sonra insanlık tarafından birçok savunma metodu geliştirilmesine rağmen salgın hastalıklar özellikle insan immün sisteminin zayıflamasına neden olan, hijyen, yaşam koşulları gibi sosyal durumların kötüleştiği dönemlerde insanlık için tehdit olmaya devam etmektedirler.

Tarihin en ölümcül salgın hastalıkları…

Son dönemde dünyanın gündemine oturan Korona virüs (COVİT-19) salgını, tarihte görülen en ölümcül salgınları akıllara getirdi. Peki, tarihteki en ölümcül salgınlar neler? Bu salgınlar sonucu kaç kişi öldü? Bunun için sizlere farklı kaynaklardan derlediğimiz bir Corona dosyası hazırladık. 

 Çin'in Vuhan şehrinde ortaya çıkan Koronavirüs hızla yayılmaya devam ediyor. 
Çin'de enfekte kişi sayısı her gün yükselirken, Nisan 2020 tarihi itibarıyla virüs  dünyanın her yerine yayılmış durumda.   Çin genelinde ortaya çıkan ve yüzbinlerce insanın  ölümüne yol ölümüne milyonlarcasının da enfekte olmasına yol açan virüs, çıkış yerinden dolayı "Vuhan virüsü" diye de adlandırılıyor.

Peki dünyadaki en ölümcül salgınları nelerdi? 

Kısaca geçmişte Tarih boyunca yaşanan insanlığın savaştığı hastalıklara bir göz atalım. 

Justinyen veba salgını;

541-542 yılları arasında Bizans İmparatorluğu, ama özellikle başkenti Konstantinopolis'i, Sasani İmparatorluğu ve Akdeniz etrafında bulunan liman şehirlerini etkileyen bu salgın,  tarihteki en büyük veba salgınlarından biri olarak gösteriliyor. İlk salgında yaklaşık 25 milyon sonra gelen 200 yıl boyunca tekrarlarında 50 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Toplamda 100 milyona yaklaşan sayıda kişinin bu salgın sonrası öldüğü düşünülüyor.

Kara Veba 

Kara Ölüm ya da Kara Veba olarak bilinen bu salgın 1346-1350 yılları arasında Avrupa’da büyük yıkıma yol açtı. Asya'nın güney batısında başlayarak 1340'lı yılların sonlarında Avrupa'ya ulaştı. Salgına Yersinia pestis adı verilen bir bakterinin yol açtığı tahmin ediliyor. Salgından dolayı ölen insan  kaybının 50 milyon olduğu düşünülüyor.

Modern veba

1894-1903 yılları arasında etkin olan salgın Justinyen ve Kara Veba salgının ardından dünyadaki üçüncü veba salgını. 10 milyon kişinin bu salgında öldüğü tahmin ediliyor.

Asya gribi

1957 yılında Çin’den başlayarak, Uzakdoğu’ya daha sonra da Avustralya, Amerika ve Avrupa’ya yayılmış olmasından ötürü bu adla anılmaktadır. Asya gribinden ölenlerin sayısının 24 milyon olduğu tahmin ediliyor.

Kolera salgınları

Kolera salgınları çeşitli tarihlerde tekrar etti. İlk kolera salgını 1817-1823 yılları arasında yaşandı. 110 bin kişinin öldüğü düşünülüyor.  Sonrasında yaşanan kolera salgını ise 1829- 1849 yılları arası görüldü. Bu salgında ölenlerin sayısı 200 bin olarak tahmin ediliyor. 

1863-1879 yılları arasında yaşanan kolera salgınında ölenlerin sayısının 700 bin olduğu varsayılıyor.

1881-1896 yılları arasında gerçekleşen kolera salgınında ise ölüm sayısı yaklaşık 1 milyon olarak düşünülüyor.

Diğer bir kolera salgını ise 1899-1923 yıllarında gerçekleşti. Tahmini ölüm sayısı ise 1,5 milyon.

1961 yılında görülmeye başlayan kolera salgınında ise 550 bin kişinin öldüğü varsayılıyor.

Haiti Kolera salgını olarak adlandırılan kolera salgını 2011 yılından itibaren görülmeye başladı. Salgında şu ana kadar hayatını kaybedenlerin sayısı 6 bin 631 olarak belirtiliyor.

HIV / AIDS 

HIV’in ilk kez 1960 yılında ortaya çıktığının bilinmesine rağmen bu dönem “sessiz dönem” olarak adlandırılıyor.  1970’li yıllarda yayılımı tıp dünyasının dikkatini çekmeye başladı ve maymunlarda görülen SIV (Simian Bağışıklık Eksikliği Virüsü)’nün HIV virüsüne çok benzediği görüldü. Ancak uzun yıllar boyunca Afrika’nın uzak bölgelerinde sınırlı kaldı. Daha sonra virüs bütün dünyaya yayıldı. Dünya üzerinde 36,9 milyon kişinin HIV ile birlikte yaşadığı belirtiliyor. 2017 yılında, HIV ilişkili sebeplerden 940 bin ölüm ve 1,8 milyon yeni HIV enfeksiyonu vakası tespit edildi.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği rakamlara göre şu ana kadar HİV/AİDS nedenli ölüm sayısı 32 milyondan fazla.

İspanyol gribi

Türkçede 1918'den itibaren "İspanyol nezlesi" deyimi kullanılsa da son yıllarda kuş gribi salgını nedeniyle dünya basınında tekrar adından söz edilen hastalık, İngilizceden çeviri nedeniyle "İspanyol gribi" olarak anılıyor. H2N2 virüsünün yol açtığı 1957-1958'deki Asya gribi 4 milyon, 1968-1969'daki Hong Kong virüsü ise 2 milyon kadar kişinin ölümüne neden oldu.

Hong Kong gribi

Hong Kong gribi 1968-1969 tarihleri arasında görüldü. Bu salgın sonrası yaklaşık 2 milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

Batı Afrika ebola salgını

2014-2017'de Batı Afrika ülkeleri Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 11 bin 600 kişinin hayatını yitirmesine neden olan Ebola salgınından sonra 2018 yılında bir salgın daha gerçekleşti. Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Temmuz 2018'de görülmeye başlayan Ebola salgını, bin 649 kişinin ölümüne neden oldu.

SARS

2003'te Çin'de patlak veren ve 8 bin kişinin etkilendiği ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS) salgını nedeniyle dünya genelinde 800'den fazla, Çin'de 350 kadar kişi yaşamını yitirdi.

Dünya genelinde ortaya çıkan salgınlara kısaca bir göz attıktan sonra Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan salgınlara bakalım:

JÜSTİNYEN VEBASI: 541-750

İstanbul’da bilinen ilk salgın olan Jüstinyen vebasının nedeni olarak sadece Mısır’dan gelen fareler gösteriliyordu. Sonradan yapılan araştırmalara göre ise, farelerin yanı sıra Avrupa Hunları’nın vebanın yayılmasına önemli etken olduğunu gösterdi. Hunlar tarafından nehirlere atılan at ölüleri, vebanın Avrupa’ya yayılmasındaki en önemli etken olarak gösteriliyor. 541’deki vebaya Jüstinyen vebası denmesinin sebebi ise imparator Jüstiyen’in de hastalığa yakalanmasıydı. Mısır’dan Karaköy limanına gelen gemilerdeki farelerin taşıdığı veba, kısa sürede kenti ele geçirdi. Ölü sayısının artmasıyla birlikte kent karantinaya alınırken hastaneler yetersiz kalıyordu. Günlük ölü sayısının 5 bini bulduğu Jüstinyen Vebası’nda İstanbul’da yaşayan 240 bin kişi hayatını kaybetti. Veba belirli aralıklarla 200 yıl boyunca İstanbul’da can almaya devam etti.

FETİHTEN SONRA İLK SALGIN: 1467 VEBA SALGINI

Avrupa’yı kasıp kavuran veba salgını 1467 yılında İstanbul’a sıçradı. O tarihte herhangi bir kayıt tutulamadığı için günlük ölü sayısına dair bir veriye ulaşamıyoruz. Fakat kentte hayatın durduğu ve ölülerin bedenlerinin dahi bir süre sokaklardan kaldırılamadığı iddia ediliyor. Tarihçilerin tahminlerine göre o tarihte 100 binin üzerinde İstanbullu hayatını kaybetti.

Veba kentte yayılırken Rumeli seferinden dönen Fatih Sultan Mehmet, salgın haberini alınca İstanbul’a değil Sırbistan’ın Misya kentine geçti. Veba bitene kadar Misya’da bulunan Fatih, İstanbul’a döndüğünde nüfusun önemli bir bölümü hayatını kaybetmişti.

1491 VEBA SALGINI

İstanbul’da yaşanan önemli salgınlardan biri olan 1491 veba salgını, kentteki gündelik yaşamı felç etmiş ve kısa süreli kıtlığa neden olmuştu. Sultan 2. Beyazıt, vebadan dolayı kentteki ölümlerin artması üzerine hastalığın kendisine bulaşmasından korkup Edirne’ye kaçmıştı. Bu vebada İstanbul’da toplamda 80 binden fazla insan hayatını kaybetmişti. O dönem kentin nüfusu 200 bin kişiydi.

1591 VEBA SALGINI: SALGIN NEDENİYLE AF ÇIKARTILDI

Salgın 1591 yılının Ekim ayı içinde İstanbul’un henüz bilinmeyen bir semtinde ortaya çıktı ve hızla yayıldı. Öldürme oranı oldukça yüksek olan salgın, pik noktasına ulaştığında günde 500 kişiyi öldürüyordu. İstanbul’un o dönemki nüfusu için oldukça ağır olan bu tablo, dönemin padişahı 3. Murat’ı da korkutmuş ve padişah, haremini de alarak Boğaziçi Kasrı’na çekilmişti. 3. Murat aynı dönemde cezaevlerindeki tüm mahkumlara salgın dolayısıyla af çıkarmıştı.

Salgın 6 ay boyunca İstanbul’da etkili oldu. Bu süre zarfında üretim ve ticaret durma noktasına gelirken şehirde kıtlık baş gösterdi. Salgın bittiğinde İstanbul’da 100 bine yakın insan hayatını kaybetmişti. 1566 yılındaki nüfus sayımına göre İstanbul’un nüfusunun 600 bin olduğu düşünüldüğünde bilançonun ne kadar ağır olduğu görülüyor. Bu tarihten sonra veba salgını İstanbul’da sıkça görülen bir durum haline geldi. Kentin Karaköy gibi işlek bir limana sahip olması ve dönemin hijyen alışkanlıkları nedeniyle kentte defalarca veba ve kolera salgını yaşandı. Tarihçi Halil İnalcık’ın verdiği bilgiye göre 1625, 1637, 1648, 1653, 1673, 1765, 1792, 1812, 1837 ve 1845 ile 1847 yıllarında İstanbul’da salgın hastalıklar görüldü. Bu salgınlarda en az kayıp 4 bin civarı iken en yüksek kayıp ise 80 bin civarı oldu.

1847-1848 KOLERA SALGINI VE OSMANLI COG?RAFYASINDAKI? ETKI?LERI?∗ 

Salgın hastalıklar Dog?u-Batı yo?nu?nde bir ko?pru? konumunda olan Osmanlı cog?rafyasında her do?nem o?nemli bir tahribat yapmıs?tır. 19. yu?zyılda bu salgınların kaynag?ı Hindistan’da As?ag?ı Bengal deltası u?zerinde bulunan Ganj ile Brahmaputra nehirleri arasındaki araziden dog?an koleraydı. Kolera 19. yu?zyılın ilk c?eyreg?inden itibaren ku?resel bir tehdit halini almıs?tır. Osmanlı topraklarında kolera ilk defa 1822 senesinde go?ru?lmu?s? ve bundan sonra gerek bu?yu?k salgınlar gerekse de ara salgınlar halinde Osmanlı topraklarından eksik olmamıs?tır. Koleranın kıtalar arasında salgınlar halinde du?nyayı sarstıg?ı bu yu?zyılda, deniz ve kara ticaret yollarının kesis?me noktasında bulunan Osmanlı u?lkesinde de bu?yu?k c?aplı zayiata sebep olmus?tur. Bu c?alıs?ma 1844 yılında Hindistan’da ortaya c?ıkarak 1846’da I?ran’a ve buradan batı yo?nu?nde yayılma go?steren 1847- 1848 kolera salgının Osmanlı u?lkesindeki etkisini inceleme amacındadır. 

S?u?phesiz tarih boyunca insanog?lunun en c?ok muzdarip oldug?u salgınlar veba salgınlarıydı. U?c? bu?yu?k pandemi(ku?resel salgın) s?eklinde milyonlarca insanın o?lu?mu?ne neden olan veba, 17. yu?zyılın sonlarından itibaren Batı Avrupa ic?in bir sorun olmaktan c?ıksa da ticaret yollarının u?zerinde bulunan Osmanlı cog?rafyasında go?ru?lmeye devam etmis? ve o?nemli yıkımlar yapmıs?tır.Bas?ta bas?kent I?stanbul olmak u?zere I?zmir, Halep ve Selanik gibi ticari merkezler veba salgınları nedeniyle bu?yu?k kayıplar vermis?lerdir.Veba 19. yu?zyılın ilk yarısına kadar Osmanlı u?lkesini etkilemeyi su?rdu?rdu?. 1830’larda uygulanmaya bas?lanan karantina sistemi ve salgının eski gu?cu?nu? yitirmesi ile veba kısmen kontrol altına alındı. Lakin asıl o?nemlisi, vebadan daha tehlikeli bir dig?er bulas?ıcı hastalık olan koleranın bu do?nemde ku?resel bir tehdit haline gelmesi oldu. Hindistan’da 1817’ye kadar mahalli? bir o?zellik go?steren kolera bu tarihten sonra hızla u?lke dıs?ına yayılmıs?, Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika’da etkili olmus? ve yu?zyıl ic?inde bu?yu?k pandemiler yapmıs?tır.

Mevcut kaynaklara go?re kolera ilkc?ag?lardan itibaren Hindistan’da yerles?ik bir hastalıktı. Elbette burada Hindistan’ın cog?rafi  konumu etkili oldug?u kadar dinsel, iklimsel ve toplumsal etkenlerin de o?nemli bir rolu? vardır. 

Bilindig?i gibi Ganj Nehri’nin Hintlilerce kutsal kabul edilmesi nedeniyle her yıl dini to?ren ic?in bu?yu?k bir kalabalıg?ın burada toplanması ve sıhhi olmayan s?artlar hastalıg?ın ortaya c?ıkmasına ve yayılmasına neden olmaktaydı. O?yle ki, milyonlarca Hintli bu nehirde yıkanarak gu?nahlardan arındıklarına inanıyordu. Bu ise hastalıg?ın hızlı bir s?ekilde milyonlarca insana sirayet etmesine neden oluyordu. 

Hastalıg?ın bes?ig?i olan Ganj vadisinde haziran ayından eylu?le kadar su?ren muson yag?ıs?larından sonra tas?kın ve seller geride bataklık alanlar, yani bakterilerin u?remesi ic?in gayet uygun kos?ullar olus?turmaktaydı. Bu s?ekilde mikrop, enfeksiyon bulas?an sudan gerek ic?me suyu gerekse de dig?er kanallardan insan vu?cuduna gec?ebiliyordu. Kanalizasyon sisteminin olmadıg?ı Hindistan’da insanların temizliklerinden dinsel ayinlerine kadar her s?eylerini Ganj’da yapmaları adeta hastalıklara davetiye c?ıkarmıs?tır. 

Bilindig?i gibi hastalıkların endemik(yerel veya beledi) olarak dar bir bo?lgede etkili olmalarında dini bayramlar, to?renler, o?lu?lerin yıkanması, kıs?la, hastane ve ibadethaneler gibi insanların toplu olarak kullandıkları meka?nlar, aile u?yelerinin hastalara bakmaları, aynı kaptan yeme veya su ic?meleri, hastalıktan o?len kis?inin es?yalarının kullanılması, hasta ve koms?u ziyaretleri, c?o?pler, lag?ım ve ac?ıkta olan kirli sular gibi durumlar etkili olmus?tur.Bunun yanında yerel bir hastalıg?ın epidemi(salgın hastalık) ve daha sonra da pandemi haline gelmesinde en bas?ta bo?lgelerarası bag?lantıların etkili oldug?u so?ylenebilir. 

 Salgının küresel boyuta taşınmasının bir diğer nedeni ise I?ngiliz so?mu?rge sistemiydi.I?ngiltere’nin Hindistan’a yerles?mek ic?in yaptıg?ı savas?lar hem I?ngiliz askerlerini yerel hastalıklara maruz bırakıyor hem de yerlerinden olan Hintliler hastalıkları yeni alanlara tas?ıyorlardı.  1814’te Kalku?ta’da kolera salgını ortaya c?ıktıg?ı zamanda I?ngiliz birlikleri buraya yeni geliyordu. Bu bakımdan salgının I?ngiliz askeri ve ticari faaliyetleri ile limandan limana yayılması sag?lanmıs? oluyordu. Aynı s?ekilde 1816-1818 yıllarında Hindistan’ın kuzey cephelerinde savas?an I?ngiliz birlikleri kolerayı Bengal’deki kararga?hlarına tas?ıyarak hastalıg?ı Afgan ve Nepalli du?s?manlarına da bulas?tırmıs?lardır. Fakat en ko?tu?su? hastalıg?ın deniz yolu ile yayılması oldu. Gemiler hastalıg?ı Seylan ve Gu?neydog?u Asya’ya; C?in’e ve Japanya’ya kadar ulas?tırdı.

 I?ngilizlerin Hindistan’daki ticari faaliyetlerinde I?ran Ko?rfezi’ni kullanmaları hastalıg?ın batı yo?nu?nde ilerlemesinin I?ran Ko?rfezi’nden bas?lamasına; buna ilaveten I?ran’ın o?nemli hac yolları u?zerinde olması da Hindistan’dan gelen hastalıkların u?lkede kolaylıkla yayılmasına neden olmus?tur. Kolera salgınının I?ran’da go?ru?lmesi ve bu?yu?k bir yıkım yapması elbette Osmanlı Devleti’nin dog?u sınırları ic?in bir tehdit olus?turuyordu.  Bu nedenle, 1847’nin bas?ından itibaren salgının Erzurum’da etkili oldug?u Osmanlı ars?iv belgelerinde de go?ru?lmektedir.  1847’de Gu?rcistan’da etkili olmaya bas?layan salgın hızla her yo?ne dog?ru ilerleyerek Eylu?l’de Redutkale u?zerinden Trabzon’a ulas?tı. 

 I?lk defa 1822’de Osmanlı topraklarında go?ru?len salgın c?ok gec?meden 1831’de bas?kent I?stanbul’da ortaya c?ıkmıs?tı. Salgın Odesa’dan gelen bir gemi ile bas?kente sirayet etmis?ti. Bu ilk salgında I?stanbul halkından 5.000-6.000 kis?inin hastalıg?a kurban verildig?i tahmin edilmektedir. Aynı yıkım 16 yıl sonra, 1847’de bir kez daha I?stanbul’un kapılarına dayandı. Hastalık Trabzon’dan gelen gemiler vasıtası ile I?stanbul’a ulas?mıs?tı. Zira I?stanbul’daki ilk vakalar Trabzon’dan gelen buharlı gemilerde kendini go?sterdi. Bundan dolayı hem Sultan adlı bu gemiye hem de Trabzon istikametinden gelen gemilere Kavak Karantina I?stasyonu’nda 10 gu?nlu?k karantina uygulaması getirildi. Karar genişletilerek I?stanbul’un tu?m limanlarına gelen gemilere uygulama kararı alındı. Ekim ayının ikinci yarısında her gu?n s?ehirde bir kolera vakası tespit edilmeye bas?landı. I?kinci vaka Ortako?y’de u?c?u?ncu? vaka da Beyog?lu semtinde ortaya c?ıktı. Kasım ayında da hastalık I?stanbul’daki ilerleyis?ine devam etti. Galata’da 2 Kasım’da 3, 4 Kasımda ise 4 vaka daha go?ru?ldu?. Daha sonra Tatavla, Beyog?lu, Kasımpas?a, Balat ve I?stinye gibi semtlerde go?ru?len salgın yo?nu?nu? deg?is?tirerek Hasko?y, Fener, U?sku?dar ve I?stanbul’un merkezinde ortaya c?ıktı. Aralık ayının sonlarında ise U?sku?dar’dan Tersane’nin o?nu?ne demirlemis? olan savas? gemilerine sirayet etti. I?stanbul’da etkili oldug?u 64 gu?nden beri 668 kis?inin hastalıg?a yakalanmıs? ve bunların da 302’si o?lmu?s?tu? Nihayet resmi olarak 18 Ekim’de I?stanbul’da koleranın etkisini tamamen kaybettig?i ilan edildi. Bu salgın do?neminde 10 bine yakın kis?i hastalıg?a yakalanmıs? ve bunların ic?inde bazı kaynaklarda 4.292;bazı kaynaklarda ise 5.275 kis?i hayatını kaybetmis?tir. Go?ru?ldu?g?u? gibi Osmanlı u?lkesine 1846’da giren salgın u?lkenin dog?usunda 1847’nin ikinci do?neminde asıl etkisini go?stermis?tir. Batı yo?nu?nde ilerleyen salgın bu yılın sonunda I?stanbul’a ulas?mıs? ve s?ehirde 1848’in Ekim ayına kadar binlerce kis?inin hayatına mal olmus?tur. Salgının bas?kente ulas?ması, hastalıg?ın uygulanan karantina tedbirlerine kars?ın I?stanbul’un civar bo?lgelerine de yayılmasına fırsat vermis?tir. Salgının I?stanbul’da etkili olmaya bas?ladıg?ı do?nemde I?zmit’te de ortaya c?ıkmıs?tır. O dönemlerde Osmanlı toprakları içinde olan Hicaz, bu salgının en c?ok etkiledig?i yerlerden biri oldu. Hicaz’da 15.000 kis?inin o?lu?mu?ne neden olmus? ve etkilerini 1847’de de devam ettirmis?ti. 

1859: SAĞLIK KURULU YERİNE ŞEYHLERİ DİNLEYEN HALK BÜYÜK BEDEL ÖDEDİ

 Sultan Abdülmecid zamanında 1859 yılında yaşanan kolera salgını, kentte büyük paniğe yol açtı. O tarihe kadar sağlık kurulunun etkisiyle salgından korunduğunu düşünen halk, yeni bir salgının çıkmasıyla kurulun tavsiyelerini dinlememeye başladı. Kişisel hijyen kurallarını ve sağlık kurulunun uyarılarını takip etmek yerine şeyhlerin dualarıyla salgından korunmaya çalışan İstanbul halkı ağır bedeller ödedi. Kentte kısa süreli kıtlık yaşanırken, 10 bin kişi hayatını kaybetti. Mezarlarda yer kalmaması dolayısıyla ölüler kireç kuyularına atıldı.1877: 

 

AVRUPA’DAN YARDIM GELDİ İLK BAKTERİYOLOJİ LABORATUVARI KURULDU

 Yıl 1877’ye geldiğinde İstanbul, yeni bir kolera salgınıyla alt üst oldu. Halkta yaşanan panik, İstanbul dışına göçlere neden oldu. Tek başına salgınla baş edemeyen Osmanlı Devleti, Pasteur Enstitüsü’nden yardım istedi. İstanbul’a gelen Mauriece Nicolle ve ekibi, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin bahçesine ülkenin ilk bakteriyolojihanesini kurarak çalışmalara başladı.

1912 KOLERA SALGINI

İstanbul’da 1912 yılında meydana gelen kolera salgınında çoğunluğu asker olan 10 bin kişi hayatını kaybetti. Patlıcan tüketimi nedeniyle salgının çıktığı iddiaları patlıcan satışlarını dibe çekerken, hastalık teşhisi konulanlar Sarayburnu’nda karantinaya alındı. Karantina bölgesinin Yeşilköy ilan edimesiyle birlikte, Yeşilköy’de yaşayanlar İstanbul’u terk etti.

İstanbul- Sağmalcılar salgını ve Kolera El-Tor, 1970
El-Tor, Mısır’da Güney Sina’da bağırsak enfeksiyonları ile başlayan son büyük salgındır. 
İstanbul’da Sağmalcılar’da kendini gösterir. 
Bölgedeki binaların kanalizasyonlarının, Mimar Sinan yapımı şehir temiz kullanma suyu sistemine bağlanması ile başlar. 
Devlet bu salgını resmen salgın olarak açıklamaktan kaçınır. 
Para kolera olarak nitelenir. 
Doğruluğu şüpheli kaynaklara göre 2000 vaka ve 52 ölüm vardır. 
Türk hacı adaylarının Suudi Arabistan’a gitmesi yasaklanır. 
Salgın nedeniyle adı kötüye çıktı gerekçesiyle bir gecekondu semti olarak gelişen Sağmalcılar’ın adı Bayrampaşa olarak değiştirildi.

Sonuc? 

Salgın hastalıklar tarihin her do?neminde kitlesel insan o?lu?mlerinin en o?nemli nedenlerinden birini olus?turmus?lardır. 19. yu?zyılla kadar Hindistan’da yerel bir hastalık olarak uzun bir gec?mis?e sahip olan kolera bu yu?zyılın bas?larında bo?lge dıs?ına tas?arak c?ok bu?yu?k pandemiler s?eklinde binlerce can aldı. Koleranın Dog?u-Batı du?nyası arasındaki bu macerasında, hastalıg?ı tas?ıyıcı bo?lgeler olan I?ran ve Osmanlı cog?rafyası bu salgınların etkilerine o?ncelikle maruz kalmıs? ve hastalıg?ın Batı du?nyasına sirayet etmesine vesile olmus?tur. Daha o?nceki hastalıklara oranla daha s?iddetli bir etki yaratan kolera salgını kars?ısında bilim du?nyası da bir mu?ddet bir s?as?kınlık do?nemi yas?amıs?tır. Yine  salgının nedenlerinden biri de “eski usuller ile yeni hastalıklar”a kars?ı yapılan mu?cadelenin etkisiz kalmasından kaynaklanıyordu. 

BİLİM ÖNCESi SALGINLARDA DEZENFEKSİYON

Tıbbın. Biyolojinin, mikrobiyolojinin gelişmediği dönemlerde salgınlarla ilginç mücadele yöntemleri kullanılmış. 
Bakın neler: 
-Güherçile, zaç yağı ve kepek karışımı ateşe serpilir giysiler dumanında tütsülenirdi.                           -Evlerde oturma odaları tuz ruhu dumanıyla tütsülenirdi. Bulaşık eşyalar: birer ölçü kükürt ve güherçile , yarım ölçü kepek karışımının dumanında tütsülenirdi.
-Bulaşık yerlerden gelen metal eşya ve paralar sirke ile yıkanırdı.
-Eşyalar kükürt tütsüsü ile dezenfekte edilirdi.
-1865 Kolera salgınında mezbeleliklere, tuvaletlere göztaşı/bakırsulfat döküldü.

Pasteur öncülüğünde mikroorganizmaların varlığı kanıtlandıktan sonra mikrop teorisi gelişti ve mikropları yok etmek için çeşitli yöntemler ve araçlar geliştirildi.
Kimyasal dezenfektan püskürten pulverizatörler, içme suları için filtreler, giysiler ve ev eşyaları için etüv makineleri tasarlandı. 
Sonunda 100-150 derecedeki basınçlı su buharının dezenfeksiyon için en etkili yöntem olduğu anlaşıldı.
1870 yılından itibaren İngiltere’de dezenfeksiyon istasyonları açıldı ve bütün Avrupa’ya yayıldı.
Dezenfeksiyon istasyonları özellikle kolera salgınlarında, giysi ve eşyaların temizlenmesinde yaygın olarak kullanıldı.
Halka kireç kullanması önerildi.
Dükkânlar evler kireçle badana ettirildi.
Tuvaletlere kireç döküldü.
Kimyasal dezenfektanlar kullanıldı: 
Kalsiyum klorür, lizol, potasyum nitrat asiti, süblime eriyiği.
Koleralı hastalar ölünce odasının eşyası yakıdı.
Evin tamamı bulaşıksa ev yakıldı.
Yoksul evlerinin bedeli kolera tahsisatından ödendi.
1891’de Fransa-Genest Herscher Fabrikasından etüv getirtildi. Karantinahanelere yerleştirildi.
1892: Tersane-i Âmirede etüv üretildi.
1893: İstanbul’da üç Tebhirhane/Dezenfeksiyon istasyonu açıldı. Galata, Tophane ve Üsküdar

Kaynaklar:

Ahmet Midhat, “Devlet-i Aliyye-i Osma?niye’de Karantina Yani Usu?l-i Tahaffuzun Ta?rihc?esi”, 

II. The National Archive (TNA) (I?ngiliz Milli Ars?ivi). - Foreign Of ce (FO.), 78/703 ; 195/294 ; 195/395. 

Avrasya I?ncelemeleri Dergisi-Journal of Eurasian Inquires 2017; VI/1: 23-55 ISSN: 2147-0847 / E-ISSN: 2147-7469 

 Orhan Kılıc?, Eskic?ag?dan Yakınc?ag?a Genel Hatlarıyla Du?nyada ve Osmanlı Devleti’nde Salgın Has- 

talıklar, Elazıg? 2004, S. 11.

Osmanlı Bilimi Aras?tırmaları, (C?ev. Abdullah Ko?s?e). c. V/1, I?stanbul 2003, s. 89-119.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yazar

Nesip Uzun

E-bülten için e-posta bırak