Bir konu Bir porte: Ahşap Ustası, Suat Yazıcı:

Mobilya Dekorasyon Dergisi - Mobilya Dekorasyon - Dergi - Yayın - İletişim - Dergi





Bir konu Bir porte: Ahşap Ustası, Suat Yazıcı:

18-01-2020
Bir konu Bir porte: Ahşap Ustası, Suat Yazıcı:
Hayat yaşadığımız yerkürede tüm canlıları farklı şekillerde geliştiriyor, kıvandırıp şekillendiriyor. Şems-i Tebrizi’den Mevlana’ya ustalık ve akıl , insanlık mertebesine şu üç kelamla ulaşılıyor, ’Hamdım, Piştim Yandım.’ Yanmak ulaşılan son mertebedir; kimi bu dünyada sıradan bir varlık olarak vadesini bekler, kimi biraz pişer ama hep döner bir türlü kavrulamaz; çok az kısmı ise yanar. Bilgi, tevezu , deneyim, ustalık, gibi kavramların hepsi sıradanlaşır ve onlar başka bir alemde, biraz da yalnız dünyalarında bu kıvancı yaşarlar. Bir ağacı beş kış bekletip kıvamına gelinceye kadar beklemenin sabrı, günümüz dünyasında kaç kişide var ki!...Bugünün telaşlı dünyasında insanların sabırsızlığı, tahammülsüzlük ve vurdumduymazlığı yaşadığımız coğrafyada tüm acımasızlığıyla çevremizde kol gezerken, yanmış ve pişmiş insan bulmak dabir o kadar zor oluyor. Doğadaki her nesne organik olarakyaşayan ve moleküler yapıları dönüşerek devinen nesnelerdir. Şekil değiştirirler ama değişim devam eder, yumuşaktır sertleşir, ıslaktir kurur, renk değiştirir açıktan koyuyadaha açığa dönüşür.Siz ona dışardan şekil verirsiniz; şeklini sevince dönüşür de dönüşür.

Topiary sanatını bilirmisiniz?  Uzak doğuda çok gelişmiş bu sanat Ortaçağda İngiliz burjuvazisinin bahçelerini süsler, ağaçları envai şekle dönüştürürlerdi. Topiary ustası bir ağacı, çalıyı özenle işleyerek yıllar sürecinde onu yemyeşil  dev  bir zürafa, Fil,  veya İnsan süllüetine benzeterek  olağanüstü şekillere dönüştürürler. Bir ahşap ustasının hünerli elleri ahşaba dokununca bir anda bir heykele, tarih öncesi bir fügüre, oturduğumuz koltuğa, yemek yediğimiz mutfaktan merdivenlerin kıvrımlı küpeşte ve trabzanları oluverirler. O hünerli ellerde birde gomalak cilayı emince asırlar boyu gelecek kuşaklara sanatsal bir eser olarak yol alır. 

            Ülkemizde ahşap sanatını, Türk toplumu açısından ele alırsak yerleşik hayata geçişle  buralarda öncelinde var olan kültürlerle iletişim içinde kendini devindirip geleneksel tarzını yaratmıştır, İslami motifler ağırlıklı olmak üzre Selçuklu ve Osmanlıda özellikle saraylar, cami, medreseler ve konaklarda yaşam bulmuştur. Ve de Ermeni Rum ustalar  bu topraklarda bu sanatın gelişmesinde önemli roller üstlenmişlerdir, Bu gün artık bitmeye yüz tutan, Balat Samatya, Üsküdar, adalardaki yalı ve konaklar bu hünerli ellerde günümüze ulaşmış ve artık anıtlar müdürlüğünce tarihi miras olarak korunmaya alınmış eserlerdir. Onlar ancak aslına sadık kalmak kaydıyla restore edilebiliyorlar. Bu sanatı sürdürebilmek zordur meşakkatlidir. Önce ahşabı seveceksin kokusu içine girince çıkmayacak, maun, cevir, ıhlamur, çam kokacak. Rendeyi her bir vuruşunda talaşından ıhlamur ceviz kokusu gelecek. Seni tiner kokusu değil bu koku şarhoş edecek.

                         Portre dedik ya yazımızda işte bu portrenin yaşayan kahramanlarından biridir Suat Yazıcı, Memleketi Bingöl-Kığı’da başlayan yaşam macerası onu kah çıraklık kah mektep içinde pişirip İstanbul’a savurmuş. Kığı dediğin nire ki, o yıllarda içme suyu,  elektriği yolu olmayan ve bir uçtan bir uca dağ köylerinden oluşan kuş uçmaz kervan geçmez bir yöre.  Ev mektep arası kilometreler uzar, çoğunun ayağında çarık veya Ankara lastiği kışın ayazında salya sümük yollara düşersin. Okulda yeni bir dil öğrenir çift dilli olursun, Buradan istanbul’a gitmek kaç kişiye nasip olur ki!...

            Suat usta yaşıtlarına göre yaşadığı bu çetin coğrafyada yine de şanslı, onu önce Bingöl meslek sanat okuluna gönderirler, sonra tüm Anadolu kırsallarında gelenek olduğu gibi istanbul’a bir yakınlarının yanına gönderilir . Burada yine iyi ahşap ustalarıyla tanışır. Ona yol gösterenleri yaşamı boyunca minnetle anar ve Ankara’da Yüksek Teknik Öğretmen Okulunu bitirerek alaylı bir çırak olarak başladığı mesleğini mektepli biri olarak devam edecektir.

 Aynı zamanda aynı kederli yollardan geçmiş bir hemşerisi olarak onu yıllar sonra meslek içinde tanıma fırsatı buldum. Her karşılaştığımızda selamlaşıp meslek sohbeti yaptığımız Suat ustayla yine böylesi sohbetlerin birinde tesadifen hemşeri olduğumuzu öğrendim. Ve o günden verdiğim çay sözünü uzun zaman yerine getiremedim.  Ama onun hikayesini dinlemek, empatiyi yeni kuşaklarda paylaşmak istenci bende buluşmayı göreve dönüştürdü.  Sonunda  ayaklarım beni Ümraniyed’eki ahşap işleri atölyesine götürdü.  

 İlk girişte karşılaştuğım manzara mükemmel el işçiliğiyle hazırlanan mutfak dolapları giriş katındaki geniş salonda monte ediliyordu. Her noktasında ince bir işçilikle çalışılan dolabı gördükten sonra üst katta Suat beyin odasına vardım.  Sohbetin bitmeyen soluğunda Suat usta anlattıkça anlatıyor, ahşabı, yetiştiği koşulları örnek aldığı insanları, Ermeni ustaları kısacası peşinde sürüklendiği tutkuya dönüşen  50 yıllık serüveni 1-2 saate sıkıştırarak anlatıyor. Bu tutku onu 2017 yılında  günümüzde çok saygın bir ustalık mertebesi olan geleneksel Ahilik Ustalığı kaftanını giymesine kadar getirmiş ve Ahilik babası seçimiş. ‘’Ahilik benim için sanat ve meslek hayatımda aldığım en büyük ve önemli ünvandır ‘’diyor. 

Pek çok sektörde olduğu gibi mobilya üretimi ve ahşap sektöründe de hızla gelişen makineleşme ve CNC teknolojisi, geleneksel el işçiliği ve benzer sanatlara ilgiyi azaltıyor, dolaysıyla yeni neslin bu mesleğe ilgisizliği onu üzüyor. Robotik işlem merkezleri çok hızlı ve seri olarak bu işleri yapsa da ince el işçiliği bir sanattır ve ortaya çıkan her eserde insan emeği ve bu emeğin ilmiğinden örülmüş insana özgü hikayeler yüklüdür.  Onu değerli kılan makinede milyonlarca benzeşiyle seri yapılmış ürün olması değil şu ustanın ellerinden çıkmış bir eser olmasıdır. 

Atölyede birbirinden güzel eserler, özel çalışmalar, oymalar tavan fügürleri, çerçeveler ve hat  kaligrafi çalışmaları var. 17. yy barok sanatı ve modern klasik karışımı vitrinler, dolaplar insanı hayran bıraktırıyor.  Çaylar tazelenirken, Suat ustanın yaşamındaki önemli dönüm noktaları ve onu ustalığı ve örnek çalışmalarıyla çok etkileyen mimar Mehmet Tataroğlu’nu anlatmadan geçemiyor. Ondan proje işlerini, iş disiplinini, bir derviş kıvamındaki hoşgörüyü hayata ve insan ilişkilerine pozitif bakmayı öğrendiğini anlatmadan da edemiyor. Bu tecrübeler unu iyi pişirmiş ve yaşamında karşısına çıkan pek çok sorununun üstesinden gelmeyi de öğretmiş.  

1983 yılında Kuledibinde başladığı atölye çalışmalarını bugün Ümraniye Ihlamurkuyu’daki  3 katlı daha büyük atölyesinde  aynı tevezzu ile sürdürüyor . Yolunuz buraya düşerse mutlaka uğrayın ve Suat ustanın sohbetini dinleyip demli çayından içiniz.   

Söyleşi:Nesip Uzun-Aralık 2019

yazar

Nesip Uzun

E-bülten için e-posta bırak